KORONA VİRÜS ( COVİD 19 ) SEBEBİYLE ORTAYA ÇIKABİLECEK HUKUKİ UYUŞMAZLIKLAR VE ARABULUCULUK FAALİYETİ

korona virüs sebebiyle ortaya çıkabilecek hukuki uyuşmazlıklar

Korona Virüs ( Covid 19 ) Sebebiyle Ortaya Çıkabilecek Hukuki Uyuşmazlıklar ve Arabuluculuk Faaliyeti

Korona Virüs (Covid-19) olarak bilinen solunum yolu bulaşıcı hastalığı, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 9 Mart 2020 tarihli raporuna göre 100’den fazla ülkede 109 bin teyit edilmiş küresel vakayla kayıtlara geçmiştir. DSÖ tarafından, Korona Virüs için 2 Mart 2020 tarihinde küresel risk seviyesini “yüksekten”, “çok yüksek” seviyesine çıkarılmış, ayrıca “Uluslararası Kamu Sağlığı Acil Durumu” kısaca pandemi olarak ilan edilmiştir.

Covid-19 sebebiyle risklerin azalması için, İçişleri Bakanlığı 16.03.2020 tarihinde 81 İlin Valiliğine genelge göndermiş, buna göre “81 ilde, tiyatro, sinema, gösteri merkezi, konser salonu, nişan/düğün salonu, çalgılı/müzikli lokanta/kafe, gazino, birahane, taverna, kahvehane, kıraathane, kafeterya, kır bahçesi, nargile salonu, nargile kafe, internet salonu, internet kafe, her türlü oyun salonları, her türlü kapalı çocuk oyun alanları (AVM ve lokanta içindekiler dahil), çay bahçesi, dernek lokalleri, lunapark, yüzme havuzu, hamam, sauna, kaplıca, masaj salonu, SPA ve spor merkezlerinin faaliyetleri geçici bir süreliğine durdurulacağını” bildirmiştir. Korona virüsü sebebiyle yapılan düzenlemelerle birlikte evden çalışmaya müsait işler için birçok işveren evden çalışma prensibine geçmiş, diğer işletmelerin bir çoğu ise faaliyetini durdurmak zorunda kalmıştır.

Mücbir Sebep ve Aşırı İfa Güçlüğü :

Geldiğimiz noktada, mücbir sebep kavramını ve 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 138. Maddesinde yer alan ‘aşırı ifa güçlüğü’ başlıklı maddeyi incelememiz gerekecektir;

Yasal düzenlemelere bakıldığında, mücbir sebep hakkında açık düzenleme olmadığından, ‘mücbir sebep’ kavramı bir takım tartışmalara konu olmuştur. Yargıtay’ın yerleşik kararları incelendiğinde, deprem, doğal afet, sel ve salgın hastalıklar mücbir sebep olarak sayılmıştır. Ancak, bu konuda mevcut yasal düzenlemelerin açık olmaması sebebiyle, her somut olay hakkında, ayrı ayrı değerlendirme yapmak daha sağlıklı olacaktır.

TBK 138.md. : ‘‘Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.’’

Hayatın olağan akışı içerisinde beklenmeyen, öngörülmeyen, ekonomik kriz, savaş, afet gibi borçlunun hesaba katması mümkün olmayan durumlar için işbu maddenin uygulama alanı bulduğu madde metninden açıkça anlaşılmaktadır. Yargıtay’ın kararlarında bir takım görüş ayrılıkları olsa da, genel uygulama, basiretli tacirler için de bu maddenin uygulama alanı bulacağı yönündedir.

Bu kapsamda, yoğun şekilde uyarlama davalarının açılacağı öngörülmekte ve işbu davalar yönünden yargı yükünün artacağı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla, bu uyuşmazlıkların, barışçıl yöntemlerle dava aşamasına gelinmeden çözülmesi büyük önem arz etmektedir.

Arabuluculuk Faaliyeti ile Sözleşmelerin Yapılandırılması

Covid 19 sebebiyle yaşanan süreç neticesinde, gerek özel hukuka ilişkin sözleşmelerden kaynaklı bir takım uyuşmazlıkların, gerekse iş hukukuna ilişkin işçi-işveren uyuşmazlıklarının artacağı öngörülmektedir.  Bu olağanüstü durumun getireceği sonuçları, toplumsal barış ve karşılıklı müzakere anlayışıyla çözmek için en hızlı, bağımsız, tarafsız ve esnek yol ise, şu an Türk Hukuku’nda yoğun uygulama alanı bulan arabuluculuk faaliyetidir.  Arabuluculuk faaliyeti, 2013 yılından bu yana hukuk sistemimizde mevcut olan, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri işlemler için uygulanabilecek bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Arabuluculuk faaliyeti, şu aşamada İş Hukuku ve Ticaret Hukukundan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarda zorunlu olarak uygulansa da, kira uyuşmazlıkları, tüketici uyuşmazlıkları gibi tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri işlemlerde de ihtiyari olarak uygulanabilmektedir.

Taraf iradelerinin öncelikli olduğu, zor kullanmayı gerektirmeyen, tarafların menfaatleri korumayı amaçlayan, daha hızlı, daha kolay, esnek ve daha az masraflı bir çözüm yolu olarak karşımıza çıkmaktadır. Arabuluculuk, aynı zamanda taraflar arasında varılan anlaşmanın kanunen -kesinleşmiş bir mahkeme kararı- niteliğinden ötürü,  tarafları bağlayıcı olup uyuşmazlığın nihai olarak sonuçlanmasını sağlamaktadır.

Taraflar arabulucu nezdinde, kendileri veya yetkili avukatlarının katılımı ile uyuşmazlıklarını serbestçe müzakere edebilme imkanına sahiptirler. Bu dönemde, Covid-19’dan kaynaklı risklerin önüne geçilebilmesi adına, tarafların ortak iradeleri ile telekonferans yolu gibi online iletişim araçları kullanılarak, arabuluculuk faaliyetinin gerçekleştirilmesi de mümkündür. Dolayısıyla, arabuluculuk faaliyetinin lehe ve hızlı sonuçlar çıkarabilecek bir yol olduğu değerlendirilmelidir.

COVİD-19 önlemlerine ilişkin genelgeye buradan ulaşabilirsiniz.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için bize ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki makaleye buradan; tüm makalelerimize ise buradan ulaşabilirsiniz.

Av. Arb. Şura ÇOKGÖR