yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi
Yazar: Av. Orbay ÇokgörSon güncelleme:

Yurtdışına Kaçırılan Çocuğun Geri Getirilmesinde 1980 Tarihli Lahey Sözleşmesi Uygulaması

Uluslararası çocuk kaçırma, bir ebeveyn ya da başka bir kişi tarafından, koruma hakkı sahibi olan diğer kişinin bu hakkı ihlal edilerek çocuğun başka bir ülkeye götürülmesi veya orada alıkonulmasıdır. Bu durum, aile hukuku ve uluslararası hukuk alanında çok hassas bir konudur ve yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi sağlanana kadar birçok aile için acı verici sonuçlara yol açabilir.

Globalleşen dünyada farklı ülkelerden bireyler arasındaki evliliklerin artması, uluslararası çocuk kaçırma vakalarının da aynı oranda yükselmesine neden olmuştur. Çocuğun bir ebeveyn tarafından diğer ebeveynin izni olmadan yurtdışına götürülmesi, birçok ülkenin ceza hukuku mevzuatında cezai suç olarak düzenlenmemiştir. Bunun yanı sıra, ülkelerin iç hukuklarında bu konuda kapsamlı düzenlemelerin eksikliği dikkat çekmekte ve her ülke, kendi yerel hukuk sistemini uygulamaya çalışmaktadır. Bu durum, yurtdışına götürülen çocuğun iadesi sürecinde ciddi sorunlara ve uluslararası hukukun etkin bir şekilde işletilememesine yol açmıştır.

Türk hukukunda ise çocuğun kaçırılması ve alıkonulması, sınırlı bir çerçevede de olsa ceza hukuku bakımından yaptırıma bağlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 234. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya babanın ya da üçüncü derece dahil kan hısmının, onaltı yaşını bitirmemiş bir çocuğu veli, vasi veya bakım ve gözetimi altında bulunan kimsenin yanından cebir veya tehdit kullanmaksızın kaçırması veya alıkoyması hâlinde üç aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Fiil cebir veya tehdit kullanılarak işlenmişse ya da çocuk henüz oniki yaşını bitirmemişse ceza bir katı oranında artırılır (m. 234/2). Maddenin üçüncü fıkrası ise kanunî temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu, rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları haberdar etmeksizin yanında tutan kişiyi şikâyet üzerine aynı ceza ile cezalandırmaktadır.

Bununla birlikte bu hüküm, failin sıfatı bakımından dardır ve uluslararası çocuk kaçırma vakalarının büyük bölümünü kapsamaz. Madde yalnızca velayet yetkisi elinden alınmış ana veya babayı ve üçüncü derece dahil kan hısımlarını fail olarak öngörmektedir; buna karşılık uygulamada en sık karşılaşılan durum, velayeti devam eden ya da velayeti müştereken kullanan ebeveynin çocuğu diğer ebeveynin izni olmadan yurtdışına götürmesidir ve bu eylem 234. madde kapsamına girmemektedir. Dolayısıyla ceza hukuku yolu, çocuğun iadesini kendiliğinden sağlamamaktadır; çocuğun mutat meskenine döndürülmesi, ceza yargılamasından bağımsız olarak 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi mekanizmasıyla talep edilir.

İlerleyen yıllarda diğer ebeveynin izni olmadan yurtdışına götürülen çocuğun iadesinin sağlanması ve bu sorunun çözümüne yönelik olarak hukuki ve idari bir standart getirme zarureti ortaya çıkmış ve bu bağlamda 1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme oluşturulmuştur. 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi çocuğun iadesi için, velayet hakkı kendisinde olmayan bir ebeveynin müşterek çocuğu yurtdışına götürmesi durumunda uygulanacak hukuki ve idari prosedürleri düzenleyerek, bu tür uyuşmazlıkların üye ülkeler arasında en hızlı ve etkili şekilde çözüme ulaştırılmasını hedeflemektedir.

Çocukların üstün yararını merkeze alan bu düzenleme, uluslararası iş birliğini teşvik ederken, uluslararası çocuk kaçırma vakalarının çözümünde ortak bir hukuki çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. 2026 yılı itibarıyla 1980 tarihli Lahey Sözleşmesine taraf devlet sayısı 103’tür.

🌍 1980 Tarihli Uluslararasi Çocuk Kaçırmanın Hukuki̇ Veçheleri̇ne Dai̇r Lahey Sözleşmesi̇’ni̇n Taraf Devletleri
01. Arnavutluk02. Andorra03. Arjantin04. Ermenistan
05. Avustralya06. Avusturya07. Bahamalar08. Barbados
09. Belarus10. Belçika11. Belize12. Bolivya
13. Bosna-Hersek14. Botsvana15. Brezilya16. Bulgaristan
17. Burkina Faso18. Yeşil Burun Adaları (Cabo Verde)19. Kanada20. Şili
21. Çin Halk Cumhuriyeti22. Kolombiya23. Kosta Rika24. Hırvatistan
25. Küba26. Kıbrıs27. Çekya28. Danimarka
29. Dominik Cumhuriyeti30. Ekvador31. El Salvador32. Estonya
33. Fiji34. Finlandiya35. Fransa36. Gabon
37. Gürcistan38. Almanya39. Yunanistan40. Guatemala
41. Gine42. Guyana43. Honduras44. Macaristan
45. İzlanda46. Irak47. İrlanda48. İsrail
49. İtalya50. Jamaika51. Japonya52. Kazakistan
53. Letonya54. Lesoto55. Litvanya56. Lüksemburg
57. Malta58. Mauritius59. Meksika60. Monako
61. Karadağ62. Fas63. Hollanda64. Yeni Zelanda
65. Nikaragua66. Kuzey Makedonya67. Norveç68. Pakistan
69. Panama70. Paraguay71. Peru72. Filipinler
73. Polonya74. Portekiz75. Kore Cumhuriyeti (Güney Kore)76. Moldova Cumhuriyeti
77. Romanya78. Rusya Federasyonu79. Saint Kitts ve Nevis80. San Marino
81. Sırbistan82. Seyşeller83. Singapur84. Slovakya
85. Slovenya86. Güney Afrika87. İspanya88. Sri Lanka
89. İsveç90. İsviçre91. Tayland92. Trinidad ve Tobago
93. Tunus94. Türkiye95. Türkmenistan96. Ukrayna
97. Birleşik Krallık (Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda)98. Amerika Birleşik Devletleri99. Uruguay100. Özbekistan
101. Venezuela102. Zambiya103. Zimbabve
🇹🇷 Türkiye ile Sözleşme ilişkisi yürürlükte olan taraf devletler

ULUSLARARASI ÇOCUK KAÇIRMANIN HUKUKÎ YÖN VE KAPSAMINA DAİR KANUN

MADDE 2 – (1) Bu Kanun, bir kişiye veya bir kuruma tek başına veya birlikte kullanılmak üzere tevdi edilmiş bulunan ve yer değiştirmenin veya alıkonulmanın gerçekleştiği sırada fiilen kullanılmakta olan velâyet veya şahsî ilişki kurulması haklarının ihlâlinden hemen önce mutat meskeninin bulunduğu taraf ülkelerden birinde bulunan çocuklara uygulanır.

1980 Tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme Nedir?

1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında çocuğun iadesi ve hukuki süreçlerin düzenlenmesi amacıyla oluşturulmuş bağlayıcı bir uluslararası sözleşmedir ve 100’den fazla üye ülke tarafından kabul edilmiştir. Sözleşme, 1. maddesi uyarınca hukuka aykırı biçimde götürülen veya alıkonulan çocuğun derhal iadesini ve bir taraf devlette mevcut koruma ve ziyaret haklarına diğer taraf devletlerde etkili biçimde riayet edilmesini sağlayarak, uluslararası işbirliğini teşvik etmekte ve hukuki süreçlerde yeknesaklık oluşturmaktadır. Buna karşılık Sözleşme, mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin bir düzenleme içermez; 17. maddesi uyarınca çocuğun götürüldüğü ülkede velayete dair bir kararın verilmiş olması tek başına iade talebinin reddi sebebi sayılmaz.

Sözleşme’nin amacı, 16 yaşını tamamlamamış bir çocuğun, velayet hakkı ihlal edilerek bir ülkeden başka bir ülkeye götürülmesi veya alıkonulması durumunda, çocuğun derhal mutat meskeninin bulunduğu ülkeye geri dönmesini sağlamak veya şahsi ilişki hakkının tesis edilmesini temin etmektir. Sözleşmeyi hazırlayanlar, özellikle velayet hakkına ilişkin konular başta olmak üzere, çocuğun üstün menfaatinin gözetilmesi gereken her meselenin en sağlıklı şekilde yalnızca çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkedeki mahkemeler tarafından çözülebileceği varsayımından hareket etmişlerdir. Bu nedenle, çocuğun ebeveynlerinden biri tarafından diğerinin velayet hakkını ihlal edecek şekilde başka bir ülkeye götürülmesi eylemi, ilgili devletlerin ortak anlayışı ve iş birliği teşvik edilerek mutlaka önlenmesi gereken bir eylem olarak kabul edilmiştir.

Çocuğun mutat meskeninden alıkonulması veya çocuğun başka bir ülkeye kaçırılması durumunda, 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, yetkili makamlar aracılığıyla hızlı ve etkili bir iade süreci başlatılmasını öngörmektedir. Bu kapsamda, yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi için uygulanacak hukuk kurallarını, yetkili yerel makamların belirlenmesini, başvuru şartlarını, koruyucu tedbirleri ve dava süreçlerine ilişkin özel prosedürleri düzenlemektedir. Lahey sözleşmesi, aynı zamanda, uluslararası çocuk kaçırma vakalarının önlenmesi amacıyla seyahat kısıtlamaları, velayet belgelerinin denetimi gibi önleyici tedbirlerin alınmasını da teşvik etmektedir.

Yerel makamların işbirliğine zorlanması, bürokrasinin asgariye indirilmesi ve yurtdışına götürülen çocuğun iadesi süreçlerinin çocuğun üstün yararını gözeterek hızlı bir şekilde yürütülmesi, Lahey Sözleşmesi’nin temel amaçları arasında yer almaktadır. Uluslararası hukukta çocuğun güvenliği, refahı ve çıkarlarının öncelikli olduğu ilkesine dayanan Sözleşme, taraf devletler arasında bilgi paylaşımı, hukuki yardımlaşma ve koordinasyonu zorunlu kılmaktadır. Bu süreçte çocuğun iadesi davası devam ederken, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığı, sosyal çevresiyle ilişkilerinin korunması ve eğitimine devam etmesi gibi hususlar öncelikli olarak ele alınmaktadır. Ayrıca, çocuğun iadesi davasında mahkeme süreçlerinde uygulanacak özel prosedürler, çocuğun durumunun detaylı bir şekilde incelenmesini ve çocuğun çıkarlarına en uygun kararların verilmesini sağlamaktadır.

Bununla birlikte, hukuki süreçler her vakada karmaşık olabilir ve belirli faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle, taraf devletler arasında uluslararası çocuk kaçırma durumlarında; Sözleşme hükümlerine uygun işbirliği sağlanması ve ailelerin profesyonel hukuki destek alarak sürece dahil olması büyük önem taşımaktadır. 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, çocuğun alıkonulma veya ebeveyni tarafından yurtdışına kaçırılma eyleminin gerçekleştiği ülke ile iade talebinin yapıldığı ülke arasında hızlı bir koordinasyonu temin ederek, etkili bir uluslararası çözüm mekanizması sunmaktadır. Çocuğun üstün yararını ve güvenliğini koruma amacını esas alan bu metin, yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi süreçlerinin çözümünde taraf devletler için bağlayıcı bir çerçeve sunmakta ve uluslararası çocuk koruma standartlarının gelişimine önemli katkılarda bulunmaktadır.

⚖️ 1980 TARİHLİ LAHEY ÇOCUK KAÇIRMA SÖZLEŞMESİ
📜 Sözleşmenin AdıÇocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme
📅 Kabul Tarihi25 Ekim 1980
🌐 Genel Yürürlük1 Aralık 1983
🇹🇷 Türkiye’nin Onay Tarihi31 Mayıs 2000
🇹🇷 Türkiye’de Yürürlük1 Ağustos 2000
👶 Uygulama Alanı16 yaşını doldurmamış çocukların hukuka aykırı şekilde götürülmesi veya alıkonulması.
🎯 Temel AmaçHukuka aykırı olarak götürülen veya alıkonulan çocuğun derhal iadesini sağlamak.
🌍 Taraf Devlet SayısıHCCH statü tablosuna göre 103 taraf devlet.

Yurtdışına Götürülen Çocuğun İadesinde 1980 Tarihli Lahey Sözleşmesi’nin Önemi Nedir?

1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönleri Sözleşmesi, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında hukuki düzenlemeler sağlayarak, çocukların korunmasını ve üstün menfaatlerinin gözetilmesini amaçlayan kritik bir uluslararası anlaşmadır. Sözleşme, haksız şekilde götürülen veya alıkonulan çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkeye derhal iadesini sağlayarak ve velayet uyuşmazlığının esasını o ülkenin yetkili mahkemelerine bırakarak, çocuk kaçırma vakalarına etkin bir çözüm sunmayı amaçlamaktadır.

  • Çocuğun Üstün Menfaati: Sözleşmenin temelinde, çocuğun üstün menfaatinin korunması ilkesi yer almaktadır. Çocuğun fiziksel, ruhsal ve sosyal refahı, eğitimine devam etmesi ve sosyal çevresiyle ilişkilerinin korunması öncelikli olarak ele alınmaktadır. Her durumda çocuğun güvenliği ve sağlığı esas alınarak karar verilir.
  • Çocukların Korunması: Sözleşme, çocukların uluslararası düzeyde korunmasını hedeflemektedir. Kaçırılan veya alıkonulan çocuğun iadesi sağlanarak, çocuğun mevcut ortamındaki istikrarın bozulmaması ve gelecekteki refahının garanti altına alınması amaçlanır. Çocuğun iadesi davası devam ederken çocuğun bir tehlike altında olduğu tespit edilirse geçici koruma tedbirlerine başvurulabilir; Türkiye bakımından bu tedbirlerin kapsamı 5717 sayılı Kanunun 10. maddesinde düzenlenmiştir ve çocuğun bakım gözetim altına alınması ya da güvenilir bir aile veya kurum yanına yerleştirilmesi gibi kararları içerebilir.
  • Uluslararası İşbirliği ve Koordinasyon: Lahey Sözleşmesi, taraf devletler arasında bilgi paylaşımı, hukuki yardımlaşma ve etkin koordinasyon mekanizmaları geliştirmektedir. Yetkili yerel makamlar, yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi süreçlerinde işbirliği yaparak bürokrasiyi azaltmak ve hızlı sonuç almayı hedefler. Bu işbirliği, çocuğun kaçırıldığı ülke ile iade talebinde bulunan ülke arasında etkili bir köprü oluşturmaktadır.
  • Hukuki Standardizasyon: Sözleşme, taraf devletler arasında uluslararası çocuk kaçırma vakalarına dair tek bir hukuki çerçeve ve standartlar sunmaktadır. Bu bağlamda, mahkemeler ve idari makamlar için belirli prosedürler ve uygulamalar öngörülmektedir. Hukuki standardizasyon sayesinde, farklı ülkelerdeki hukuki yaklaşımların uyumlu hale getirilmesi sağlanmaktadır.
  • Yerel ve Uluslararası Yargıların Yetki Alanlarının Belirlenmesi: Sözleşme, çocuğun iadesi davasında hangi ülkenin mahkemesinin yetkili olacağını, hangi hukukun uygulanacağını ve çocuk tesliminde icrai prosedürler açıkça düzenlemektedir. Bu, yargısal belirsizlikleri ortadan kaldırarak sürecin daha öngörülebilir hale gelmesini sağlamaktadır.
  • Ebeveynler Arasındaki Anlaşmazlıkların Çözümü: Sözleşme, uluslararası çocuk kaçırma durumlarında ebeveynler arasındaki anlaşmazlıkların çözümü için arabuluculuk ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yollarını teşvik etmektedir. Bu mekanizmalar, mahkeme süreçlerine gerek kalmadan, taraflar arasında barışçıl bir şekilde çözüm bulunmasını kolaylaştırmaktadır.
  • Bağlayıcılık ve Yaptırım: 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, taraf devletler için bağlayıcı bir hukuk kaynağıdır. Üye ülkeler, sözleşme hükümlerini uygulamakla yükümlüdür ve milletlerarası çocuk kaçırma vakalarının çözümünde bu çerçevede hareket etmek zorundadır.
  • Hızlı ve Etkili Çözüm: Sözleşme, yurtdışına götürülen çocuğun iadesi süreçlerinde hızlı ve etkili bir çözüm sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Çocuğun güvenli şekilde mutat meskene iadesi için yetkili makamlar arasında hızlı iletişim ve işbirliği teşvik edilmektedir. Çocuğun iadesi sürecinde, çocuğun üstün menfaatine zarar verilmeden hareket edilmesi hedeflenmektedir.
  • Fiziksel ve Psikolojik Sağlığın Korunması: Sözleşme, çocukların alıkonulma veya kaçırılma sürecinden kaynaklanabilecek travmalara karşı korunmasını ve sağlıklı bir ortamda büyümeye devam etmelerini sağlamaya çalışmaktadır. Bu kapsamda, yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi sürecinde mahkemeler ve diğer ilgili makamlar, çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığına öncelikli olarak dikkat etmek zorundadırlar.
  • Kültürel ve Sosyal Bağların Gözetilmesi: Sözleşme, çocuğun mevcut sosyal ve kültürel bağlarının korunmasına önem vermektedir. Çocuğun alıştığı çevreden koparılmaması ve sosyal adaptasyonunun zarar görmemesi, karar süreçlerinde dikkate alınmaktadır.

Sonuç olarak, 1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönleri Sözleşmesi, uluslararası çocuk kaçırma vakalarının çözümünde taraf devletler için bağlayıcı bir çerçeve sunmaktadır. Lahey Sözleşmesi, çocuğun üstün menfaatinin korunmasını temel alarak, süreçlerin hızlandırılması, uluslararası işbirliği mekanizmalarının etkinleştirilmesi ve çocukların güvenliğinin sağlanması konusunda kritik bir rol üstlenmektedir.

lahey sözleşmesi çocuğun iadesi

1980 Tarihli Lahey Sözleşmesinin Kapsamı Nedir?

1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme, uluslararası çocuk kaçırma hallerinde çocuğun iadesine ilişkin temel tanımları, yetki ve görev dağılımını, uygulanacak prosedürü ve Sözleşme’nin hangi durumlarda ve hangi kapsamda uygulanacağını düzenleyen temel uluslararası metindir. Sözleşme, özellikle yetkili makamların belirlenmesi, iade sürecinin işletilme usulü ve taraf devletler arasındaki iş birliği mekanizmaları bakımından bağlayıcı kurallar öngörerek yeknesak bir uygulama çerçevesi oluşturmayı amaçlamaktadır.

Önemle belirtmek gerekir ki, 1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme yalnızca yurtdışına kaçırılan veya alıkonulan çocuğun mutat mesken ülkesine iadesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Sözleşme’nin temel amacı, velayet hakkına ilişkin uyuşmazlığın esasını çözmek değil; çocuğun hukuka aykırı şekilde götürüldüğü veya alıkonulduğu durumlarda, yetkili devlet mahkemelerinin karar verebilmesi için çocuğun mutat meskenine geri dönüşünü sağlamaktır.

Bu nedenle 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi; velayet hakkının hangi ebeveyne verileceği, iştirak nafakası, tedbir nafakası veya boşanma nafakası gibi aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkların esasına dair doğrudan bir düzenleme içermemektedir. Velayet, nafaka ve kişisel ilişki gibi hususlar ise çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülke mahkemeleri tarafından ayrıca değerlendirilmekte olup, Lahey Sözleşmesi kapsamındaki iade kararı bu konularda kesin hüküm niteliği taşımamaktadır.

  • Kaçırmanın Tanımı: 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, koruma hakkına sahip olanın izni olmadan çocuğun başka bir ülkeye götürülmesi ve alıkonulması durumlarını kapsamaktadır. Çocuğun mutat meskeninin değiştirilmesi ve çocuğun alıkonulması durumunda kaçırma gerçekleşmiş kabul edilmektedir. Uluslararası çocuk kaçırma durumu, sadece çocuğun fiziksel olarak bir yerden başka bir yere taşınmasıyla sınırlı değildir; aynı zamanda, çocuğun sürekli ikamet ettiği ülke dışına çıkartılması veya burada alıkonulması da kapsam dahilindedir.
  • Sözleşmeye Taraf Ülkeler: Sözleşme, 100’den fazla ülke tarafından imzalanmış ve kabul edilmiştir. Taraf ülkeler, sözleşmenin hükümlerini ulusal hukuklarına entegre ederek bu doğrultuda uygulama yapmakla mükelleftirler. Sözleşmeye taraf ülkeler, yurtdışına götürülen çocuğun iadesi sürecini kolaylaştırmak amacıyla birbirlerine yardımcı olmakla yükümlüdürler. Bu durum, yalnızca uluslararası hukuk düzenine katkıda bulunmakla kalmayarak, aynı zamanda ulusal mahkemelerin ve yerel otoritelerin de anlaşmazlıkları hızlı ve etkili bir şekilde çözmeleri için sorumluluk yüklemektedir.
  • Geri Getirme Yükümlülüğü: Sözleşme, hukuka aykırı biçimde götürülen veya alıkonulan çocuğun mutat meskenine kısa sürede iadesinin sağlanmasını öngörmektedir. Çocuğun iadesi davası ve iade sürecinde, çocuğun güvenliği ve menfaatleri ön planda tutulur ve geri getirme süreci, çocuğun hem fiziki hem de psikolojik sağlığını göz önünde bulundurarak gerçekleştirilir. Çocuğun geri getirilmesinin engellenmesi durumunda, Lahey Sözleşmesi, mahkemelere ve ilgili yerel mercilere müdahale etme yetkisi tanımaktadır.
  • Sözleşmenin Amacı ve Hedefleri: 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, çocuk kaçırmalarının uluslararası boyutta önlenmesini ve çocukların, velayet hakkı sahibinin izni olmadan başka bir ülkeye taşınmalarını engellemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, çocuğun menfaatlerini korumak için her ülkenin iç hukuk düzenine uygun bir şekilde, ülkelerarası çocuk kaçırılmalarına karşı ortak bir yaklaşım geliştirilmesini teşvik etmektedir.
  • Çocukların Menfaatinin Korunması: Lahey Sözleşmesi çocuğun iadesi sürecinde, çocuğun menfaatlerinin korunmasını sağlamak adına her türlü önlemi almayı öngörmektedir. Sözleşmeye taraf ülkeler, çocukların güvenliğini tehlikeye atmadan, hukuki süreçlerin işleyişini gözden geçirir ve çocuğun bulunduğu ülkede gereken önlemleri alırlar. Bu sayede yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi sürecinde çocuğun hem hukuki hem de fiziksel güvenliği sağlanmış olur.
  • Velayet Hakkı İhlal Edilenin Tespiti: Sözleşme, velayet hakkı ihlal edilen tarafın tespitini önemli bir unsur olarak kabul etmektedir. Çocuğun yasal olarak kaçırıldığı veya alıkonulduğu durumlarda, velayet hakkına sahip ebeveynin veya 3. bir kişinin velayet ve koruma hakkına sahip olduğunu ispatlaması beklenmektedir. Başvurucu taraf, velayet ve koruma hakkına yasal olarak sahip olduğunu ispatlayamazsa yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi için gerekli prosedürü başlatması mümkün olmayacaktır.
  • İadenin Reddi İçin İstisna Sebeplerinin Belirlenmiş Olması: Sözleşme, yurtdışına götürülen çocuğun iadesi talebinin reddedilebileceği bazı istisnai sebepler belirlemiştir. Sözleşme’nin 13. maddesi uyarınca bu istisnalar, koruma hakkı sahibinin yer değiştirme veya alıkoyma sırasında bu hakkı etkili biçimde kullanmamış ya da eyleme muvafakat etmiş veya sonradan kabul etmiş olması; çocuğun geri dönmesinin onu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi bir risk bulunması; çocuğun geri dönmek istememesi ve görüşünün göz önünde bulundurulmasının uygun olacağı bir yaşa ve olgunluğa erişmiş olması hâlleridir. Maddede sabit bir yaş sınırı öngörülmemiş, yaş ile olgunluk birlikte aranmıştır.

1980 tarihli Lahey Sözleşmesi uyarınca yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesine ilişkin davalar hakkında AİHM içtihatlarının incelendiği “Uluslararası Çocuk Kaçırma AİHM İçtihatları“ sayfamızı inceleyebilirsiniz.

uluslararası çocuk kaçırma

Çocuğun Yurtdışına Kaçırılması Durumunda 1980 Tarihli Lahey Sözleşmesinin Hukuki Bağlayıcılığı

1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönleri Sözleşmesi, taraf ülkeler için hukuki bağlayıcılığı olan bir uluslararası anlaşmadır. Sözleşmenin hukuki bağlayıcılığı, yalnızca taraf ülkeler arasında değil, aynı zamanda uluslararası toplumda da önemli bir yere sahiptir. Bu bağlayıcılıkla ilgili bazı temel hususlar şu şekilde açıklanabilir:

  • Taahhüt Edilen Hükümlerin Uygulanması: Taraf ülkeler, sözleşmenin hükümlerini kabul etmek ve uygulamak hususunda uluslararası bir taahhütte bulunmuşlardır. Lahey Sözleşmesi çocuğun iadesi sürecini düzenleyen hükümler içerir. Bu hükümler, taraf ülkelerin iç hukuklarına entegre edilmek zorundadır. Ülkeler, yerel mahkemelerin ve diğer yetkili mercilerin, sözleşme hükümlerini etkin bir biçimde uygulamalarını sağlamakla yükümlüdür. Sözleşmeye taraf ülkeler, iç hukuklarının uluslararası taahhütleri ile uyumlu hale getirilmesini ve uygulamada herhangi bir çelişki yaşanmamasını temin etmelidirler.
  • Velayetin Esasının Mutat Mesken Mahkemelerine Bırakılması: Lahey Sözleşmesi, velayet uyuşmazlığının esasının çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkenin mahkemelerince çözülmesini amaçlamaktadır. Bu doğrultuda 16. maddesi, çocuğun götürüldüğü ülkenin adli ve idari makamlarının, iade talebi karara bağlanıncaya kadar velayetin esası hakkında karar vermesini yasaklamakta; 19. maddesi ise iade kararının velayete ilişkin bir kesin hüküm oluşturmadığını belirtmektedir. Sözleşme, taraf ülkeler arasında yetki dağılımını bu şekilde netleştirerek, çocuğun hızlı bir şekilde güvenli bir ortamda geri getirilmesini temin eder.
  • Hukuki İşbirliği: Lahey Sözleşmesi, taraf ülkeler arasında güçlü bir hukuki işbirliği kurulmasını teşvik eder. Bu işbirliği, uluslararası çocuk kaçırma vakalarının etkin bir şekilde çözülmesi için kritik öneme sahiptir. Taraf ülkeler, merkezi otoriteleri aracılığıyla birbirlerine bilgi aktarımı yapar, hukuki yardım sağlar ve işbirliği çerçevesinde koordinasyonu artırır. Böylece, çocuğun yurtdışına kaçırılması durumunda iade süreci güvenli, hızlı ve sistematik bir biçimde işleyecektir. Sözleşme, aynı zamanda taraf ülkelerin yargı organlarının ve diğer yetkili mercilerin birbirlerinin yasal sistemlerine saygı göstermelerini zorunlu kılarak, küresel bir hukuki ağ oluşturur.
  • Yaptırım Bakımından Sınırları: Lahey Sözleşmesi, hükümlerine uymayan kişilere veya devletlere karşı herhangi bir cezai ya da hukuki yaptırım öngörmemektedir. Sözleşme, taraf devletlerin iç hukuklarına ek olarak, uluslararası bir düzeyde de bağlayıcıdır; ancak bu bağlayıcılık, taraf devletlere iade usulünü işletme yükümlülüğü yüklemekten ibarettir. Çocuğu kaçıran veya alıkoyan kişinin cezai sorumluluğu, Sözleşmeden değil, ilgili ülkenin kendi ceza mevzuatından doğar. Ayrıca, sözleşmeye taraf olmayan ülkelerden kaçırılan çocukların iade edilmesi, Sözleşme dışındaki uluslararası hukuk yollarıyla talep edilebilir.
  • Normlar Hiyerarşisindeki Yeri: Lahey Sözleşmesi’nin iç hukuktaki sırası, her taraf devletin kendi anayasal düzenine göre belirlenir; Sözleşme bu konuda bir kural içermez. Türk hukuku bakımından Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir ve bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamaz; temel hak ve özgürlüklere ilişkin andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesinden doğan uyuşmazlıklarda ise andlaşma hükümleri esas alınır. Taraf devletlerin iç hukuklarını Sözleşmeyle uyumlu hâle getirmesi sayesinde Sözleşme, çocuk kaçırma vakalarında daha tutarlı ve etkili bir uygulama alanı bulur.

Sonuç olarak, 1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönleri Sözleşmesi, taraf devletler için uluslararası bir yükümlülük olup, çocukların güvenliği ve menfaatlerinin korunması adına önemli bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Taraf ülkeler, sözleşme hükümlerini iç hukuka entegre ederek, uluslararası hukuk düzeninin sağlanmasında ve çocuk kaçırma vakalarının çözülmesinde kritik bir rol üstlenmektedirler.

⚖️ LAHEY SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ BAĞLAYICILIĞI
📜 Uygulama YükümlülüğüTaraf devletler, Sözleşme hükümlerini uygulamak ve iade sürecinin etkin şekilde işletilmesini sağlamakla yükümlüdür.
⚖️ Velayet Uyuşmazlığıİade süreci, çocuğun mutad meskenindeki makamların velayetin esasına ilişkin yetkisini koruyacak şekilde düzenlenmiştir.
🤝 Hukuki İşbirliğiMerkezi makamlar aracılığıyla bilgi paylaşımı, hukuki yardım ve uluslararası koordinasyon sağlanır.
🛡️ Yaptırımın SınırıSözleşme, kaçıran kişinin cezai sorumluluğunu düzenlemez; bu sorumluluk ilgili devletin iç hukukuna göre belirlenir.
🏛️ Türk Hukukundaki YeriAnayasa m. 90 uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulan milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.

Müşterek Çocuğun Başka Bir Ülkeye Kaçırılması Durumunda Uluslararası İşbirliğinin Önemi

Uluslararası çocuk kaçırma vakaları, hem çocuklar hem de ebeveynler üzerinde ciddi etkiler bırakmakta, çocukları diğer ebeveynden, sevgi, şefkat ve korunma duygusundan mahrum bırakarak onları alıştıkları ev ortamından uzaklaştırmaktadır. Çocuk, bu durumda, yeni bir kültür, farklı bir yasal sistem, bir dil ve genellikle farklı bir sosyal yapıya adapte olmak zorunda kalmaktadır. Bu farklılıklar, uluslararası çocuk kaçırma vakalarını karmaşık ve çözülmesi zor hale getirmektedir. Özellikle boşanma davası sırasında ve sonrasında bu tür ihtilafların ortaya çıkma ihtimali artabilmektedir.

Bu tür vakalarda, 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi çerçevesinde, yurtdışına kaçırılan çocuğun geri getirilmesini sağlamak büyük önem taşımaktadır. Ancak bu sürecin etkin bir şekilde işlemesi için uluslararası işbirliği büyük bir öneme sahiptir. Her ülkenin merkezi makamları, Lahey Sözleşmesi kapsamında, çocuk kaçırma vakalarının çözülmesi ve çocukların güvenli bir şekilde iade edilmesi sürecinde etkin bir rol üstlenmelidir. Merkezi makamların işbirliği, bilgilerin hızlı ve doğru bir şekilde paylaşılması, iade prosedürlerinin hızlandırılması ve çocukların yüksek menfaatlerinin korunması açısından kritik öneme sahiptir.

Uluslararası işbirliği, aynı zamanda, çocukların fiziksel veya psikolojik şiddete maruz kalma ihtimaline karşı korunmalarını da sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da, çocuğun menfaatlerinin öncelikli olduğunu vurgulamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, ebeveyn ile çocuk arasındaki aile yaşamının tesisinde dikkate alınması gereken temel unsurun çocuğun üstün yararı olduğunu belirtmektedir (AYM, Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, K.T. 2/7/2015; AYM, B. No: 2022/58462, K.T. 4/2/2025). Ancak, idari ve yargısal süreçlerin hızlı ilerlemesi, çocuğun kaçırıldığı ülkeye alışmadan iadenin gerçekleşmesini sağlamak için gereklidir. Aksi takdirde, çocuğun alıştığı sosyal çevre ve duygusal bağların zayıflaması gibi sorunlar ortaya çıkabilecektir. Bu nedenle uluslararası çocuk kaçırma uyuşmazlıklarında, tarafların hak ve yükümlülüklerini doğru değerlendirebilmek adına kapsamlı bir boşanma süreci yönetimi büyük önem taşımaktadır.

yurtdışına götürülen çocuğun iadesi

Başka Bir Ülkeye Götürülen Çocuğun İadesi Nasıl Sağlanır?

1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönleri Sözleşmesi, çocukların mutat meskenlerinden başka bir ülkeye haksız bir şekilde götürülmesi veya alıkonulması durumunda, çocuğun iadesine ilişkin hukuki ve idari süreçleri düzenleyen bağlayıcı bir uluslararası metindir. Ancak, Sözleşme her çocuk kaçırma vakasında devreye girmemekte, yalnızca belirli şartların sağlanması durumunda uygulanabilmektedir. Sözleşme kapsamında başvuru yapabilmek için, çocuğun iadesi davası açılabilmesi adına Sözleşmede öngörülen koşulların yerine getirilmiş olması gerekmektedir.

  • Çocuğun Kaçırıldığı Ülkenin Sözleşmeye Taraf Olması: Sözleşme hükümleri, yalnızca taraf devletler arasında uygulanabilir. Bu nedenle, çocuğun götürüldüğü veya alıkonulduğu ülkenin 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi’ne taraf olması gerekmektedir.
  • Çocuğun Yaşı: Sözleşme’nin 4. maddesi uyarınca Sözleşme, çocuğun 16 yaşına varmasıyla uygulanmaz hâle gelir. Bu nedenle çocuk 16 yaşını doldurmuşsa Lahey Sözleşmesi kapsamında iade başvurusu yapılamayacağı gibi, yaş sınırının yargılama sırasında dolması hâlinde derdest iade davası da Sözleşme kapsamı dışında kalır.
  • Kaçırılma Durumu: Başvuru, çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkeden başka bir ülkeye haksız olarak götürülmesi veya alıkonulması durumunda yapılabilir. Diğer ebeveynin izni olduğu takdirde çocuğun kaçırılmasından bahsedilemeyecektir. Çocuğun mutat meskeni, somut olayın koşullarına göre tespit edilir ve genellikle çocuğun düzenli olarak yaşadığı yer anlamına gelmektedir.
  • Başvuru Sahibi: Başvuru, çocuğu koruma ve velayet hakkına sahip olan veya bu hakkı fiilen kullanan kişi ya da kurumlar tarafından yapılabilir.
  • Başvuru Süresi: Sözleşme’nin 12. maddesi uyarınca, çocuğun haksız şekilde götürüldüğü veya alıkonulduğu tarihten itibaren bir yıl geçmeden adli veya idari makama müracaat edilmişse, bu makam çocuğun derhal geri dönmesini emreder. Bir yıllık süre, merkezî makama yapılan idari başvuruya göre değil, iade talebinin adli veya idari makamın önüne geldiği ana göre hesaplanır. Bir yılın aşılması durumunda da iadeye karar verilmesi gerekir; ancak çocuğun yeni çevresine intibak ettiği tespit edilirse, iade talebi reddedilebilir.
  • Merkezi Otoriteye Başvuru: Her sözleşmeci ülke, başvuruların alınması ve işleme konulması için bir “merkezi otorite” belirlemiştir. Türkiye’de bu işlevi Adalet Bakanlığı üstlenmiştir. Başvurular merkezi otoriteye yazılı olarak yapılmalı ve gerekli belgeler sunulmalıdır. Belgeler arasında çocuğun velayet durumunu gösteren mahkeme kararları, çocuğun fotoğrafı, adres bilgileri ve diğer destekleyici kanıtlar yer almalıdır.
  • Belgelerin ve Kanıtların Sunulması: Başvuru sahibi, çocuğun kaçırıldığını veya alıkonulduğunu kanıtlayan belgeleri sunmakla yükümlüdür. Bu, velayet hakkına ilişkin mahkeme kararları, çocuğun mutat meskenine dair kanıtlar ve alıkonulma sürecine ilişkin belgeleri içerir.
  • İstisnalar ve İadenin Reddi Sebepleri: Sözleşme, bazı durumlarda iade talebinin reddedilmesine olanak tanır. Bunlar arasında koruma hakkının yer değiştirme sırasında fiilen kullanılmamış ya da eyleme muvafakat edilmiş veya sonradan kabul edilmiş olması, iadenin çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı veya müsamaha edilemeyecek bir duruma düşüreceği yolunda ciddi risk bulunması, çocuğun geri dönmek istememesi ve görüşünün dikkate alınmasını gerektirecek yaş ve olgunluğa erişmiş olması (md. 13) veya iadenin temel insan hakları ve özgürlükler ile bağdaşmaması (md. 20) gibi istisnalar bulunur. Eğer bu istisnalar mevcutsa yurtdışına götürülen çocuğun iadesi talebi mahkeme tarafından reddedilebilir.
⚖️ ÇOCUĞUN İADESİ İÇİN LAHEY SÖZLEŞMESİ KAPSAMINDA SÜREÇ
01
🌍 Sözleşmenin Uygulanabilirliğinin Kontrolü

Çocuğun götürüldüğü veya alıkonulduğu ülkenin 1980 Lahey Sözleşmesi’ne taraf olması ve çocuğun 16 yaşından küçük olması gerekir.

02
📍 Haksız Götürme veya Alıkoymanın Tespiti

Çocuğun mutad meskeninden başka bir ülkeye hukuka aykırı şekilde götürülmesi veya alıkonulması ve velayet hakkının ihlal edilmiş olması değerlendirilir.

03
📄 Merkezi Otoriteye Başvuru

İade başvurusu çocuğun kaçırıldığı veya kaçırılmadan önce bulunduğu ülkenin merkezi makamı aracılığıyla yapılabilir. Velayet ve mutad meskene ilişkin belgeler ile destekleyici kanıtlar sunulur.

04
⚖️ İade Talebinin İncelenmesi

Yetkili makam, Sözleşme kapsamındaki şartları ve iade talebinin hukuki dayanağını değerlendirir.

05
⏱️ Bir Yıllık Sürenin Değerlendirilmesi

Başvurunun haksız götürme veya alıkoyma tarihinden itibaren bir yıl içinde yetkili adli veya idari makama ulaşması, Sözleşme’nin 12. maddesi bakımından önem taşır.

06
🛡️ Dava Süreci

Muvafakat, ciddi tehlike riski, çocuğun itirazı veya temel hak ve özgürlüklerle bağdaşmama gibi Sözleşme’de öngörülen istisnalar iade davasında değerlendirilir.

07
🏛️ İade Kararı veya Ret

İade şartlarının oluşması halinde çocuğun mutad meskenine iadesine karar verilebilir. Sözleşme kapsamındaki istisnaların bulunması halinde ise iade talebi reddedilebilir.

1980 Tarihli Lahey Sözleşmesi’ne Göre Koruma Hakkının Tanımı

1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, “koruma hakkı”nı sui generis bir hak olarak tanımlar ve bu hak aslında velayet hakkından bağımsızdır. Koruma hakkı, çocuğun ikamet edeceği yeri belirleme yetkisini de içerir. Sözleşme’nin 5. maddesinde bu durum, “Koruma hakkı, çocuğun şahsının bakımı hakkını ve özellikle ikamet yerinin tespiti hakkını ihtiva eder” şeklinde ifade edilmiştir.

Müşterek çocuğun mutat meskeninde; bir mahkeme tarafından verilmiş velayet kararının koruma hakkı verdiği şüphesizdir. Ayrıca yerel kanunlarda ayrı bir velayet kararına gerek duyulmaksızın koruma hakkı sağlanan durumlar düzenlenmiş olabilir. Sözleşme’de vurgulanmak istenen koruma hakkının velayet hakkından daha geniş bir kapsamda değerlendirilmesi gerektiğidir. Özellikle milletlerarası aile hukukunda yapılan evlilik sözleşmesi veya ebeveynler arasında düzenlenen anlaşmalarda, çocuğun hangi ülkede yaşayacağına ilişkin hükümler yer alabilmektedir. Her ne kadar bazı düzenlemeler Türk hukukunda sınırlı şekilde değerlendirilebilse de, çocuğun mutat meskeni hukukunda geçerli kabul edilen düzenlemeler Lahey Sözleşmesi bakımından dikkate alınabilmektedir.

Koruma hakkının ihlal edilip edilmediği, çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkenin hukukuna göre belirlenir. Bu hak, kanundan, adli veya idari makam kararından veya taraflar arasındaki anlaşmalardan doğabilir. Mahkemeler, geçerli bir koruma hakkının varlığını tespit ederken, çocuğun mutat meskeninin bulunduğu devletin merkezi makamından belge veya onaylı beyan talep edebilir.

Bunların yanında Lahey Sözleşmesi kapsamındaki koruma hakkı yalnızca biyolojik çocuklar açısından değil, hukuken kurulmuş aile ilişkileri bakımından da değerlendirilir. Bu nedenle, uluslararası unsurlu aile yapılarında evlat edinme yoluyla aile ilişkisi kurulmuş çocuklar bakımından da koruma hakkının kimde bulunduğu aynı esaslara göre değerlendirilecek ve hukuka aykırı götürme veya alıkoyma halinde Lahey Sözleşmesi hükümleri uygulanabilecektir.

Sözleşmenin 5. maddesinin (b) hükmü, ziyaret hakkını, “çocuğun, sınırlı bir süre için, mutat ikametgâhından başka bir yere götürülmesi hakkını ihtiva edeceği” şeklinde tanımlar. Ziyaret hakkına ilişkin talepler, genellikle koruma hakkına sahip olmayan ebeveynler veya büyükanne-büyükbaba gibi yakın akrabalar tarafından yapılır. Ziyaret hakkı talepleri, çocuğun iadesini gerektirmediği için, mutat mesken veya koruma hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitine gerek yoktur. Bu nedenle, ziyaret hakkı, koruma hakkına göre daha geniş bir uygulama alanına sahiptir ancak daha az korunma sağlar. Sözleşme, ziyaret hakkının hangi hukuki sebeplere bağlı olarak verileceğini belirtmemiştir. Ancak, bir görüşe göre, koruma hakkının hukuki dayanağını oluşturan sebeplerin, ziyaret hakkına da kıyasen uygulanabileceği düşünülmektedir.

1980 Tarihli Lahey Sözleşmesi Uyarınca Çocuğun Üstün Menfaatinin Korunması

1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, çocuğun mutat meskenine iade edilmesini temel amaç olarak belirlemiş ve çocuğun alıştığı ortama geri dönmesinin onun yararına olacağı varsayımından yola çıkmıştır. Sözleşmede iadenin reddi sebepleri düzenlenirken de çocuğun üstün menfaati dikkate alınmaktadır. Özellikle çocuğun fiziki veya psikolojik bir tehlikeyle karşı karşıya kalması halinde iadesinin reddi, çocuğun üstün menfaatinin göz önüne alındığını göstermektedir. Sözleşmenin öncelikli amacı, çocuğun haksız olarak yerinin değiştirilmesinden önceki durumunun korunmasıdır. Bu, yurtdışına kaçırılan çocuğun geri getirilmesi ile sağlanacaktır.

Çocuğun üstün menfaati kavramı, Sözleşmenin uygulanmasında çok kritik bir rol oynar ve doğru yorumlanması gerekmektedir. Bazı görüşler, kavramın yanlış yorumlanarak Sözleşmenin korumasının zayıflatıldığını ileri sürmektedir. Bu nedenle çocuğun üstün menfaati, objektif unsurlara göre belirlenmeli ve sübjektif değerlere göre belirlenmemelidir. Çocuğun üstün menfaati, yalnızca ebeveyn-çocuk ilişkileriyle sınırlı kalmayıp, eşlerin ve çocukla ilgili üçüncü kişilerin ilişkilerini de kapsamaktadır. Yetkili makamlar, çocuğun üstün menfaatini tespit ederken, çocuğun tüm durumlarını dikkate almalıdır. Mahkemeler, çocuğun üstün menfaatine ilişkin karar verirken, çocuğun geçmişteki alışkanlıklarını ve geleceğini etkileyen unsurları da göz önünde bulundurmalıdır. Çocuğun üstün menfaati, her somut olayın şartlarına göre yorumlanması gereken bir kavramdır.

çocuğun iadesi davası

1980 Tarihli Lahey Sözleşmesi Uyarınca Mutat Mesken Kavramı

1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında “mutat mesken” kavramını kullanarak çocuğun kaçırılmadan önce fiilen yaşadığı yeri esas almaktadır. Bu kavram, farklı ülkelerdeki “ikametgâh” veya “yerleşim yeri” gibi kavramların yerine tercih edilmiştir. Mutat mesken, ikametgahın aksine daha fiili ve gerçek bir durumu yansıtır. Mutat mesken kavramı, çocuğun kaçırılmasından hemen önce yaşadığı, alıştığı ve sosyal çevresinin bulunduğu yeri ifade eder.

Lahey Sözleşmesi, mutat mesken kavramının açık bir tanımını yapmamıştır, bu da mahkemelere esneklik sağlamış ve tanımın içeriği içtihatlarla şekillendirilmiştir. Böylece, her somut olayda çocuğun gerçek mutat meskeni belirlenerek objektif bir değerlendirme yapılması amaçlanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları, mutat meskenin çocuğun alıştığı ve sosyal çevresinin bulunduğu yer olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sözleşme’de kastedilen mutat meskeni, yer değiştirme eyleminden hemen önce çocuğun fiilî yaşam merkezi olarak tanımlamıştır (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, K.T. 2/7/2015).

Mutat meskenin belirlenmesi için iki ana ölçüt vardır:

  • velayet sahibi ebeveynin iradesine bakarak belirleme
  • diğeri ise çocuğun sosyal çevresine odaklanarak bağımsız bir şekilde belirleme

Uygulamada genellikle ikinci ölçüt, yani çocuğun hayat faaliyetlerini sürdürdüğü sosyal çevre dikkate alınır. Anayasa Mahkemesi de bu yaklaşımı desteklemektedir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, K.T. 2/7/2015).

Mutat mesken, çocuğun düzenli ve sürekli bir şekilde yaşadığı yer olarak tanımlanır. Bu yer, çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının karşılandığı, sosyal ilişkilerinin ve aile bağlarının sürdürüldüğü ve toplumsal çevreye entegre olduğu bir ortamı ifade eder. Sözleşme, çocuğun mutat meskeninin bulunduğu ülkenin yetkili makamlarına, çocuğun iadesi sürecinde hızlı ve etkili bir şekilde hareket etme yükümlülüğü yüklemektedir.

  • Mutat Mesken Kavramının Unsurları:

  1. Fiziksel Yerleşim ve Süreklilik: Mutat mesken, çocuğun uzun süreli ve düzenli bir şekilde yaşadığı yer olarak kabul edilir. Bu bağlamda, çocuğun fiziksel varlığının sürekliliği ve istikrarı önem taşır. Kısa süreli veya geçici ikametler mutat mesken olarak değerlendirilmez.
  2. Sosyal ve Ailevi Bağlar: Mutat mesken, çocuğun aile bağlarının güçlendiği, sosyal ilişkilerinin geliştiği ve eğitim-öğretim süreçlerine düzenli katılım sağladığı bir ortamdır. Çocuğun topluma uyum sağladığı bu yer, onun gelişimi ve refahı açısından belirleyici rol oynar.
  3. Çocuğun Çıkarlarının Korunması: Mutat mesken, çocuğun en iyi çıkarlarının gözetildiği bir bağlamda değerlendirilir. Bu çıkarlar; çocuğun fiziksel ve psikolojik refahını, eğitim olanaklarını, sağlık hizmetlerine erişimini ve kültürel, dini, dilsel bağlarını kapsamaktadır.
  • Mutat Meskenin Tespiti ve Tartışmalı Durumlar:

Yurtdışına götürülen çocuğun iadesi süreçlerinde mutat meskenin tespiti, özellikle çocuğun birden fazla ülkede yaşadığı veya ebeveynler arasında uyuşmazlıkların bulunduğu durumlarda karmaşık bir hal alabilmektedir. Sözleşme, çocuğun en iyi çıkarlarının korunmasını sağlamak adına yetkili mercilerin iş birliği yapmasını zorunlu kılmaktadır. Bu iş birliği, çocuğun önceki yaşam düzeninin ve mevcut koşullarının detaylı bir şekilde analiz edilmesini gerektirir.

  • Yetkili Makamların Rolü ve Değerlendirme Kriterleri:

Lahey Sözleşmesi kapsamında, çocuğun mutat meskenini belirlemekle yetkili makamlar;

  • Çocuğun ikamet geçmişini,
  • Ailesinin ve bakım verenlerinin durumunu,
  • Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimini,
  • Çocuğun sosyal ve kültürel bağlarını,
  • Çocuğun kendi görüşlerini,

gibi unsurları dikkate alır.
Çocuğun görüşlerinin değerlendirilmesi, özellikle yeterli olgunluğa sahip çocuklar açısından önem arz eder. Bu, çocuğun aktif katılımını sağlayarak, karar süreçlerinin onun çıkarlarına uygun bir şekilde şekillenmesine yardımcı olmaktadır.

  • Mutat Mesken Kavramının Fonksiyonu:

Mutat mesken kavramı, çocuğun yaşamında istikrar ve düzenin korunması amacıyla işlev görmektedir. Bu kavram, çocuğun en iyi çıkarlarını temel alarak yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi süreçlerini yönlendirmekte ve yetkili makamların hukuki çerçeve içinde karar vermesini sağlamaktadır. Sözleşme, mutat mesken ilkesini, çocuğun refahını ve güvenliğini uluslararası iş birliği ve standartlar doğrultusunda teminat altına almak için temel bir unsur olarak öne çıkarmaktadır.

⚖️ MUTAT MESKENİN BELİRLENMESİNDE TEMEL ÖLÇÜTLER
Değerlendirme UnsuruMutat Mesken Bakımından Önemi
📍 Fiilî Yaşam MerkeziÇocuğun kaçırılmadan veya alıkonulmadan önce fiilen yaşadığı ve günlük hayatını sürdürdüğü yer esas alınır.
🏠 Süreklilik ve İstikrarÇocuğun yaşamındaki düzenlilik, süreklilik ve istikrar değerlendirilir; geçici bulunma tek başına belirleyici değildir.
👨‍👩‍👧 Sosyal ve Ailevi BağlarÇocuğun aile ilişkileri, sosyal çevresi ve eğitim düzeni gibi yaşam bağları dikkate alınır.
⚖️ Ebeveynlerin İradesiEbeveynlerin yer değiştirmeye ilişkin iradesi dikkate alınabilmekle birlikte, değerlendirme somut olayın koşullarına göre yapılır.
👶 Çocuğun GörüşüÇocuğun yaşı ve olgunluğu elverdiği ölçüde görüşleri değerlendirmede dikkate alınabilir.
🔎 Somut Olayın KoşullarıBirden fazla ülkede yaşam söz konusu olduğunda çocuğun gerçek yaşam merkezi ve mevcut yaşam düzeni birlikte değerlendirilir.

Uluslararası Çocuk Kaçırma Vakalarında  1980 Tarihli Lahey Sözleşmesi Türkiye’de Nasıl Uygulanır?

Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı’nın Ondördüncü Oturumunda 25 Ekim 1980 tarihinde kabul edilen “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme” (Sözleşme), Türkiye Cumhuriyeti tarafından 21 Ocak 1998 tarihinde imzalanmış ve 1 Ağustos 2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sözleşmenin uygulanmasına ilişkin düzenlemeleri içeren “5717 sayılı Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun”, 4 Aralık 2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, daha önce Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan ve iki kez güncellenmiş genelge kapsamında yürütülen uygulamalara yasal bir çerçeve kazandırmıştır.

1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme, çocukların haksız yere yurtdışına götürülmesi veya alıkonulması durumunda çocuk haklarının korunması ve çocukların mutat meskenlerine geri dönmelerini sağlamak amacıyla oluşturulmuş bir uluslararası hukuk metnidir. Türkiye, bu sözleşmeyi onaylayan taraf devletlerden biri olarak, sözleşmenin hükümlerini iç hukukuna uyarlamış ve uygulamaya koymuştur.

Sözleşmenin Türkiye’de uygulanmasını sağlamak üzere 5717 sayılı “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun” kabul edilmiştir. Bu kanun, uluslararası çocuk kaçırma vakalarının önlenmesi, yurtdışına kaçırılan çocuğun geri getirilmesi sürecinin hızlı ve etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi ve çocuğun üstün yararının korunması hususunda gerekli yasal düzenlemeleri içermektedir.

1- 5717 sayılı “Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yön ve Kapsamına Dair Kanun” Uygulama Alanı ve Kanuni Çerçeve

5717 sayılı Kanun, çocuğun başka bir ülkeye kaçırılması durumunda uygulanacak yerel idari ve hukuki süreçleri belirlemektedir. Kanunun temel amacı, çocuğun en iyi çıkarlarını gözeterek, 1980 Tarihli Lahey Sözleşmesi çocuğun iadesi prosedürlerini iç hukuk sistemine entegre etmek ve koordineli bir şekilde çocuğun iadesi sürecini yönetmektir.

Kanun, 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerini iç hukuka aktarmış ve bu kapsamda:

  • Çocuğun iadesi davasının açılması ve yürütülmesi,
  • Yetkili makamların görev ve sorumlulukları,
  • Mahkemelerin yetki ve yargılama usulleri,
  • İlgili taraflar arasında iletişim ve iş birliği süreçlerini düzenlemiştir.

2- Çocuk Kaçırma Vakalarında Türkiye’de Yetkili Makamlar ve Merkezi Otorite

Türkiye’de sözleşmenin uygulanmasından sorumlu olan ana kurum, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan Çocuk Hukuku Bürosu’dur. Türkiye’de Adalet Bakanlığı, Merkezi Otorite olarak kabul edilmiştir.

Merkezi Otorite, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında:

  • Başvuruları kabul eder ve değerlendirir,
  • Gerekli belgelerin toplanmasını sağlar,
  • İlgili taraflar arasında iletişim ve koordinasyonu yürütür,
  • Çocuğun iadesine ilişkin hukuki sürecin başlatılmasını temin eder.

Merkezi Otorite, çocuk kaçırma vakalarında diğer taraf devletlerin merkezi otoriteleriyle iş birliği yaparak bilgi paylaşımını sağlar ve sürecin hızlı bir şekilde ilerlemesi için gerekli tedbirleri alır.

3- Yurtdışına Kaçırılan Çocuğun İadesine İlişkin Süreçler

5717 Sayılı Kanun’da; 1980 Tarihli Lahey Sözleşmesi’nin uygulanabilirliği için, yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi talebinde bulunulabilmesine dair bazı temel şartları düzenlemiştir.

  1. Çocuğun Yaşı ve Mutat Meskeni: Çocuk, 16 yaşından küçük olmalı ve mutat meskeni sözleşmeye taraf bir ülkede bulunmalıdır.
  2. Başvuru Süresi: İade talebi, çocuğun kaçırılmasından itibaren bir yıl geçmeden adli veya idari makamın önüne getirilmelidir. Bu süre geçtikten sonra da talep mümkün olmakla birlikte, çocuğun yeni çevresine intibak ettiği tespit edilirse iade reddedilebilir.
  3. Haksız Kaçırma veya Alıkoyma: Çocuğun kaçırılması veya alıkonulması, velayet hakkını ihlal edecek şekilde gerçekleşmiş olmalıdır.

Lahey Sözleşmesi çocuğun iadesi davasında, çocuğun mutat meskenine dönüşü esas amaç olarak alınmakta ve çocuğun çıkarları çerçevesinde hareket edilmektedir. Mahkemeler, çocuğun sağlık durumu, eğitimine erişim, sosyal çevresi ve aile bağları gibi unsurları dikkate alarak karar verir. Ayrıca, yeterli olgunluğa sahip çocukların görüşleri de yargılama sürecinde önem arz etmektedir.

Ayrıca ebeveynlerden birinin yabancı olması, oturum statüsüne ilişkin sorun yaşaması veya hakkında idari işlem bulunması tek başına Lahey Sözleşmesi kapsamında başvuru yapmasına engel değildir. Örneğin, Türkiye’de oturum veya yasal kalış statüsüne ilişkin uyuşmazlık yaşayan yabancı ebeveynler bakımından ikamet izni reddine itiraz süreçleri devam ediyor olsa dahi, koruma hakkına dayalı iade talebinde bulunulması mümkündür.

4- Türkiye’nin Uluslararası İş Birliği ve Uygulamadaki Rolü

Türkiye, Lahey Sözleşmesi’ni uygularken uluslararası iş birliğine büyük önem vermektedir. Bu çerçevede:

  • Diğer taraf ülkelerle bilgi paylaşımı,
  • Kanıtların toplanması,
  • Hukuki yardımlaşma süreçleri,
  • Çocuğun çıkarlarının korunmasına yönelik koordinasyon sağlanmaktadır.

Sözleşme hükümlerinin uygulanması sırasında, Türkiye’nin mahkemeleri iade taleplerini hızlı ve etkili bir şekilde değerlendirmektedir. Bu süreçte, hem ulusal mevzuat hem de uluslararası hukuk çerçevesindeki yükümlülükler göz önünde bulundurulur.

Türkiye, 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi’ni yürürlüğe koyarak, uluslararası çocuk kaçırma vakalarının çözümünde etkili bir hukuki altyapı oluşturmuştur. Bu kapsamda, Merkezi Otorite’nin koordinasyonunda, çocuğun çıkarlarını gözeten bir yaklaşım benimsenmiş ve çocukların yurtdışına götürülen çocuğun iadesini sağlamak amacıyla hızlı ve etkin süreçler geliştirilmiştir. Türkiye, bu alandaki uluslararası iş birliğini güçlendirmek ve çocuk haklarının korunmasına katkıda bulunmak için taraf devletlerle uyumlu bir şekilde çalışmaya devam etmektedir.

⚖️ TÜRKİYE’DE LAHEY SÖZLEŞMESİ KAPSAMINDA İADE SÜRECİ
01📜 Hukuki Çerçevenin Belirlenmesi: 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi ve 5717 sayılı Kanun kapsamında uygulanacak hukuki çerçeve belirlenir.
02🏛️ Merkezi Otoritenin Rolü: Adalet Bakanlığı, başvuruyu kabul eder, gerekli belgeleri değerlendirir ve ilgili makamlar arasındaki koordinasyonu sağlar.
03🔎 Sözleşmenin Uygulanabilirliğinin İncelenmesi: Çocuğun 16 yaşından küçük olması, mutad meskeninin Sözleşmeye taraf bir devlette bulunması ve götürme veya alıkoymanın haksız olması gibi temel şartlar değerlendirilir.
04📄 İade Talebinin Sunulması: İade talebi, gerekli belgeler ve çocuğun mutad meskeni ile velayet hakkına ilişkin delillerle birlikte sunulur.
05⏱️ Süre ve İade Şartlarının Değerlendirilmesi: İade talebinin, çocuğun haksız olarak götürülmesi veya alıkonulmasından itibaren bir yıl içinde yetkili makama ulaşıp ulaşmadığı değerlendirilir.
06🏛️ Mahkeme İncelemesi: Mahkeme, Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun iadesinin şartlarını ve somut olayın hukuki koşullarını inceler.
07🛡️ İade İstisnalarının İncelenmesi: Rıza veya sonradan kabul, ciddi fiziksel veya psikolojik tehlike, çocuğun itirazı ve temel insan haklarıyla bağdaşmama gibi Sözleşmede öngörülen istisnalar mahkeme tarafından değerlendirilir.
08🤝 Uluslararası İş Birliği ve Uygulama: Bilgi paylaşımı, delillerin toplanması, hukuki yardım ve ilgili makamlar arasındaki uluslararası koordinasyon sağlanır.

Yurtdışına Kaçırılan Çocuğun Geri Getirilmesinde İç Hukuk Yolları Nelerdir?

Yurtdışına kaçırılan çocuğun geri getirilmesi için yalnızca 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi kapsamında değil, aynı zamanda ilgili ülkenin iç hukuk yolları aracılığıyla da hukuki süreç başlatılabilir. Bazı durumlarda, bir ülke Lahey Sözleşmesi’ne taraf olmayabilir ya da çocuğun kaçırılma koşulları sözleşme hükümleri kapsamına girmeyebilir. Böyle durumlarda, çocuğun kaçırıldığı ülkenin ulusal mevzuatı çerçevesinde hukuki işlemler gerçekleştirilerek çocuğun mutat meskenine iadesi talep edilebilir.

  • Uluslararası Çocuk Kaçırma Durumunda İç Hukuk Yollarının Kapsamı ve İşleyişi

Her ülkenin iç hukuk düzenlemeleri farklı prosedürler ve uygulama mekanizmaları öngörse de, genel olarak yurtdışına kaçırılan çocuğun iadesi için aşağıdaki yöntemler uygulanabilir:

1. Yerel Mahkemeye Başvuru

Çocuğun kaçırıldığı ülkede ilgili mahkemelere başvurarak iade talebiyle dava açılması mümkündür. Mahkeme, çocuğun yasadışı bir şekilde götürüldüğü veya alıkonulduğu durumlarda, çocuğun mutat meskenine iade edilmesi ya da ebeveynler arasında düzenli temasın sağlanması yönünde karar verebilir.

2. Hukuki Yardım ve İş Birliği Mekanizmaları

İki ülke arasında hukuki yardımlaşma ve iş birliği süreçleri devreye sokulabilir. Çocuğun kaçırıldığı ülkedeki yargı organları, çocuğun iadesine yönelik talebi diğer ülkenin yetkili makamlarına iletebilir ve gerekli iş birliği sağlanabilir. Bu mekanizma, özellikle taraf devletler arasında var olan ikili anlaşmalar veya hukuki yardımlaşma protokolleri kapsamında işletilir.

3. Ülkeler Arası Sözleşmeler ve Anlaşmalar

İki ülke arasında mevcut medeni hukuk sözleşmeleri ya da çocuk kaçırma vakalarına ilişkin diğer uluslararası anlaşmalar kullanılabilir.

4. Diplomatik Kanalların Kullanımı

Çocuğun iadesi için diplomatik yollar da devreye sokulabilir. Bu kapsamda, ülkelerin diplomatik temsilcilikleri arasında iletişim kurulabilir ve iade talepleri konusunda müzakereler yürütülebilir. Ancak, diplomatik süreçler genellikle yavaş işlediği için hukuki süreçlerin tamamlayıcısı olarak kullanılmaları daha etkili olabilir.

  • Hukuki Destek ve Danışmanlık

Her ülkenin hukuk sistemi farklı gereklilikler ve prosedürler öngördüğünden, bu süreçte uluslararası çocuk kaçırma avukatları kadar yerel hukuki uzmanlardan destek alınması da kritik öneme sahiptir. Yurtdışına götürülen çocuğun iadesi sürecinde çocuğun çıkarlarının en iyi şekilde korunması ve yasal süreçlerin etkin bir şekilde yürütülmesi için deneyimli bir avukatın rehberliği gereklidir. Ayrıca, çocuğun kaçırıldığı ülkenin yerel mevzuatına ve uluslararası hukuka uygun bir strateji geliştirilmesi sürecin başarılı bir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacaktır.

Yasal Uyarı: Web sitemizde yer alan makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Orbay Çokgör’e aittir; içerikler, kaynak gösterilerek ve ilgili sayfaya aktif bağlantı (link) verilerek alıntılanabilir. Web sitemizde yer alan tüm içerikler yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır, hukuki tavsiye niteliği taşımaz ve avukat-müvekkil ilişkisi oluşturmaz. Bilgiler, mevzuat ve içtihat değişiklikleri nedeniyle güncelliğini yitirmiş olabilir; somut hukuki durumunuz için mutlaka bir avukattan hukuki destek alınız.