türkiye'de sözleşme hukuku

Index

TÜRKİYE’DE SÖZLEŞME HUKUKU

Türkiye’de sözleşme hukuku, gerçek ve tüzel kişiler arasında kurulan hukuki ilişkilerin temelini oluşturan en önemli özel hukuk alanlarından biridir. Sözleşmelerin kurulması, geçerliliği, yorumlanması, uygulanması, değiştirilmesi ve sona ermesi başta olmak üzere sözleşme ilişkilerinden doğan hak ve yükümlülükler, esas olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile düzenlenmektedir. Bunun yanında, sözleşmenin niteliğine göre Türk Ticaret Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve diğer özel kanun hükümleri de uygulama alanı bulabilmektedir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca sözleşme, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşmasıyla kurulan hukuki bir işlemdir. Başka bir ifadeyle, bir sözleşmenin kurulabilmesi için taraflardan birinin yaptığı önerinin (icap) diğer tarafça kabul edilmesi ve iradelerin aynı hukuki sonuç üzerinde birleşmesi gerekmektedir. Bu nedenle sözleşmeler, hukuki işlemlerin en yaygın ve en önemli görünüm biçimlerinden birini oluşturmaktadır.

Tarafların sözleşme ile ulaşmak istedikleri hukuki sonucun yeni bir borç ilişkisi meydana getirmesi halinde borç doğuran sözleşmeler söz konusu olur. Bununla birlikte sözleşmeler yalnızca yeni bir borç ilişkisi kurmak amacıyla yapılmaz; mevcut bir borç ilişkisinin değiştirilmesi, sona erdirilmesi, devredilmesi veya yenilenmesi amacıyla da sözleşme akdedilebilir. Dolayısıyla sözleşmeler, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kurulmasının yanı sıra mevcut ilişkinin şekillendirilmesi ve sona erdirilmesinde de önemli bir işleve sahiptir.

Hayatın her alanında hak kayıplarını önlemenin temel yolu yasal mevzuata uygun bir sözleşme süreci işletmektir. Bu süreçte profesyonel bir hukuki danışmanlık almak ileride doğabilecek riskleri en aza indirir. Olası uyuşmazlıklarda dava yoluna gitmeden önce yasal zorunluluk veya tercih olarak arabuluculuk başvurusu süreçlerinin doğru yönetilmesi de sözleşmesel korumanın bir parçasıdır.

Türk Borçlar Kanunu MADDE 1– Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir. MADDE 2- Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır. İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar. Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklıdır.

SÖZLEŞME YAPMAK ÖNEMLİ MİDİR?

Sözleşme yapmak, taraflar arasında kurulacak hukuki ilişkinin kapsamını, hak ve yükümlülüklerini, borçlarını, sorumluluklarını ve uyuşmazlık halinde uygulanacak kuralları açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirleyen en önemli hukuki işlemlerden biridir. Türkiye’de sözleşme hukuku uyarınca düzenlenen bir sözleşme, yalnızca tarafların karşılıklı iradelerini ortaya koyan bir belge değil; aynı zamanda ileride doğabilecek uyuşmazlıklarda tarafların haklarını koruyan önemli bir hukuki güvence ve hukuki delil niteliği taşımaktadır. Bu nedenle hukuka uygun, eksiksiz ve profesyonel şekilde hazırlanmış bir sözleşme, ileride ortaya çıkabilecek hukuki ve ekonomik risklerin önlenmesi açısından büyük önem taşır.

Her ne kadar Türk Borçlar Kanunu sözleşme serbestisi ilkesini benimsemiş olsa da, tarafların iradelerini eksik, belirsiz veya hukuka aykırı hükümler içeren bir sözleşmeyle ortaya koymaları ciddi hak kayıplarına, maddi zararlara ve uzun süren hukuki uyuşmazlıklara neden olabilir. Özellikle sözleşmenin konusu, tarafların hak ve borçları, ödeme koşulları, teslim ve ifa süreçleri, temerrüt hükümleri, cezai şart, fesih şartları, mücbir sebep hükümleri, gizlilik yükümlülüğü, uyuşmazlık çözüm yöntemi ve yetkili mahkeme gibi hususların açık şekilde düzenlenmemesi, ilerleyen süreçte önemli hukuki ihtilaflara yol açabilmektedir.

Sözleşme yapmanın en önemli avantajlarından biri, tarafların karşılıklı beklentilerini, haklarını ve yükümlülüklerini açık şekilde belirlemesidir. Hak ve borçların yazılı olarak düzenlenmesi, yorum farklılıklarını en aza indirir, belirsizlikleri ortadan kaldırır ve taraflar arasındaki güven ilişkisini güçlendirir. Böylece sözleşme, uyuşmazlık halinde mahkemeler tarafından değerlendirilecek en önemli yazılı delillerden biri haline gelir.

Bunun yanında, doğru hazırlanmış bir sözleşme, tarafların yükümlülüklerini zamanında, eksiksiz ve gereği gibi yerine getirmesini teşvik eder. Tarafların hangi şartlarda sorumlu olacağı, hangi hallerde temerrüde düşeceği, sözleşmenin hangi koşullarda sona ereceği ve ihlal halinde uygulanacak yaptırımlar önceden belirlendiği için ticari ve hukuki ilişkiler daha öngörülebilir, güvenli ve istikrarlı bir zeminde yürütülür. Bu durum özellikle ticari sözleşmelerde, şirketler arasındaki iş ilişkilerinde ve uzun süreli iş birliklerinde büyük önem taşımaktadır.

Sözleşme yapmanın bir diğer önemli amacı, hukuki risklerin önceden yönetilmesini sağlamaktır. Tarafların üstleneceği riskler, sorumluluk sınırları, tazminat yükümlülükleri ve olası zararların paylaşımı sözleşme hükümleriyle önceden belirlenebilir. Böylece beklenmeyen uyuşmazlıkların, yüksek maliyetlerin ve hak kayıplarının önüne geçilmesi mümkün olur. Özellikle yüksek bedelli ticari sözleşmeler, uluslararası sözleşmeler, yatırım sözleşmeleri ve uzun süreli iş ilişkileri bakımından risklerin sözleşme ile yönetilmesi büyük önem taşımaktadır.

Ayrıca, hukuka uygun şekilde hazırlanmış kapsamlı bir sözleşme, taraflar arasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önemli ölçüde azalmasını sağlar. Buna rağmen bir ihtilafın doğması halinde ise sözleşme hükümleri, mahkemeler veya tahkim mercileri tarafından uyuşmazlığın çözümünde temel değerlendirme ölçütlerinden biri olarak dikkate alınmaktadır. Bu nedenle açık, anlaşılır, çelişkisiz ve mevzuata uygun şekilde kaleme alınmış bir sözleşme, uzun ve maliyetli dava süreçlerinin önlenmesine de önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

Sözleşme hazırlamanın önemi, yalnızca ticari hayat ile sınırlı değildir. Günlük yaşamda düzenlenen kira sözleşmeleri, gayrimenkul satış sözleşmeleri, araç satış sözleşmeleri, hizmet sözleşmeleri, eser sözleşmeleri, vekalet sözleşmeleri, iş sözleşmeleri ve benzeri birçok hukuki işlemde de tarafların haklarının korunabilmesi için doğru hazırlanmış bir sözleşmeye ihtiyaç bulunmaktadır. Sonuç olarak, sözleşmenin niteliğine uygun, yürürlükteki mevzuata uygun ve tarafların menfaatlerini dengeli şekilde koruyan bir sözleşme hazırlanması, olası hak kayıplarını önleyen ve hukuki güvenliği sağlayan en önemli araçlardan biridir.

TÜRK HUKUKUNDA SÖZLEŞME TÜRLERİ NELERDİR?

Türkiye’de sözleşmeler, taraflara yükledikleri borçların niteliğine göre tek tarafa borç yükleyen sözleşmeler ve iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olarak sınıflandırılmaktadır. İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde tarafların her biri hem alacaklı hem de borçlu sıfatını taşırken; tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerde yalnızca bir taraf borç altına girmektedir. Türk hukukunda bağışlama sözleşmesi, tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerin en bilinen örneğini oluşturmaktadır.

Bunun yanında sözleşmeler, konularına, hukuki niteliklerine ve uygulama alanlarına göre de farklı türlere ayrılmaktadır. Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, İş Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve diğer özel mevzuat kapsamında düzenlenen sözleşmeler, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre farklı hükümlere tabidir. Aşağıda uygulamada en sık karşılaşılan sözleşme türleri yer almaktadır.

  • İş Hukuku Sözleşmeleri

İş hukuku sözleşmeleri, işçi ile işveren arasındaki çalışma ilişkisinin kurulmasını, devamını ve sona ermesini düzenleyen sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerde ücret, çalışma şartları, işçinin hakları ve işverenin yükümlülükleri, işten çıkarılma tazminatları gibi birçok konu düzenlenmektedir. İş sözleşmesi kavramı dar yorumlanmamalı; sporcu sözleşmeleri, gemi adamı sözleşmeleri ile basın çalışanlarına ilişkin sözleşmeler gibi özel nitelikli sözleşmeler de iş sözleşmesi hukukunun uygulama alanı içinde yer almaktadır.

Bu kapsamda en sık karşılaşılan iş hukuku sözleşmeleri şunlardır:

  1. Belirsiz süreli iş sözleşmesi
  2. Belirli süreli iş sözleşmesi
  3. Kısmi süreli (part-time) iş sözleşmesi
  4. Deneme süreli iş sözleşmesi
  5. Uzaktan çalışma sözleşmesi
  6. Çağrı üzerine çalışma sözleşmesi
  7. Toplu iş sözleşmesi
  8. SGK İşten Çıkış Koduna ilişkin anlaşma
  9. İkale (karşılıklı sona erdirme) sözleşmesi
  10. İbraname
  11. İşçilik alacaklarının sulh ve feragat sözleşmeleri
  12. Rekabet yasağı sözleşmesi
  • Miras Hukuku Sözleşmeleri

Miras hukuku sözleşmeleri, kişilerin ölümünden sonra malvarlığının nasıl paylaşılacağını veya mirasçılar arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerin önemli bir kısmı Türk Medeni Kanunu’nda özel şekil şartlarına tabi tutulmuş olup, geçerli olabilmeleri için kanunda öngörülen usullere uygun olarak düzenlenmeleri gerekmektedir.

Bu gruba giren başlıca sözleşmeler şunlardır:

  1. Vasiyetname
  2. Mirastan feragat sözleşmesi
  3. Paylı mülkiyetin giderilmesi sözleşmesi
  4. Miras paylaşım (taksim) sözleşmesi
  5. Miras payının devrine ilişkin sözleşmeler
  6. Aile mallarının paylaşımına ilişkin sözleşmeler
  • Aile Hukuku Sözleşmeleri

Aile hukuku sözleşmeleri, aile bireyleri arasındaki kişisel ve malvarlığına ilişkin hukuki ilişkileri düzenleyen sözleşmelerdir. Özellikle boşanma sürecinde gündeme gelen birçok aile hukuku sözleşmesi, Türk Medeni Kanunu uyarınca özel şekil şartlarına tabi olup, geçerlilik kazanabilmesi için kanunda öngörülen usullere uygun şekilde düzenlenmelidir.

Bu gruba giren başlıca sözleşmeler şunlardır:

  1. Mal rejimi sözleşmesi (evlilik sözleşmesi)
  2. Anlaşmalı Boşanma protokolü 
  3. Evlilik öncesi yapılan anlaşmalar
  4. Mal paylaşımı ve tasfiye sözleşmeleri
  5. Nafaka ve mali yükümlülüklere ilişkin anlaşmalar
  6. Aile konutuna ilişkin kullanım ve tasarruf anlaşmaları
  7. Katılma alacağı ve katkı payı alacağına ilişkin sulh sözleşmeleri

Aile hukuku sözleşmeleri hazırlanırken yalnızca tarafların iradeleri değil, emredici hukuk kuralları, kamu düzeni, çocukların üstün yararı ve eşlerin temel hakları da dikkate alınmalıdır.

  • Ticari ve Şirketler Hukuku Sözleşmeleri

Ticari sözleşmeler, tacirler, şirketler veya ticari faaliyet yürüten gerçek kişiler arasında yapılan ve ticari ilişkileri düzenleyen sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler, ticari faaliyetlerin güvenli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesini sağlar. Ticari sözleşmelerin düzenlenmesi ve uygulanmasında ticaret hukuku avukatı desteği almak önem arz etmektedir.

Başlıca ticari sözleşmeler şunlardır:

  1. Ticari mal alım satım sözleşmesi
  2. Tedarik sözleşmesi
  3. Distribütörlük sözleşmesi
  4. Bayilik sözleşmesi
  5. Franchise sözleşmesi
  6. Acentelik sözleşmesi
  7. Komisyon sözleşmesi
  8. Ortak girişim (Joint Venture) sözleşmesi
  9. Hissedarlar sözleşmesi
  10. Ortaklık sözleşmesi
  11. Hizmet sözleşmeleri
  12. Danışmanlık sözleşmesi
  13. Bakım ve destek hizmet sözleşmesi
  14. Üretim ve fason üretim sözleşmesi
  15. Gizlilik sözleşmesi (NDA)
  • Gayrimenkul Hukuku Sözleşmeleri

Gayrimenkul hukuku sözleşmeleri, taşınmazların devri, kullanımı, kiralanması ve ayni hakların kurulmasına ilişkin hukuki işlemleri düzenlemektedir.

Uygulamada en sık karşılaşılan sözleşmeler şunlardır:

  1. Taşınmaz satış sözleşmesi
  2. Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi
  3. Konut kira sözleşmesi
  4. İşyeri kira sözleşmesi
  5. Hasılat kirası sözleşmesi
  6. Tahliye Anlaşması
  7. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi
  8. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi
  9. İntifa hakkı kurulmasına ilişkin sözleşmeler
  10. Üst hakkı sözleşmeleri
  11. Oturma (sükna) hakkına ilişkin sözleşmeler
  12. Ecrimisil ve kullanım protokolleri
  • Borçlar Hukuku Kapsamındaki Sözleşmeler

Türk Borçlar Kanununda düzenlenen birçok sözleşme günlük yaşamda ve ticari hayatta sıklıkla kullanılmaktadır. Tarafların borç ilişkilerini düzenleyen bu sözleşmeler, uygulamanın temelini oluşturmaktadır.

Bunlardan bazıları şunlardır:

  1. Satış sözleşmesi
  2. Bağışlama sözleşmesi
  3. Eser (istisna) sözleşmesi
  4. Hizmet sözleşmesi
  5. Vekalet sözleşmesi
  6. Kefalet sözleşmesi
  7. Ödünç (karz) sözleşmesi
  8. Komisyon sözleşmesi
  9. Saklama sözleşmesi
  10. Tellallık (simsarlık) sözleşmesi
  11. Sulh sözleşmesi
  • Fikri ve Sınai Mülkiyet Hukuku Sözleşmeleri

Fikri mülkiyet sözleşmeleri, marka, patent, tasarım, telif hakkı ve diğer fikri hakların kullanımını veya devrini düzenleyen sözleşmelerdir.

Bu grupta yer alan sözleşmelerden bazıları şunlardır:

  1. Lisans sözleşmesi
  2. Marka devir sözleşmesi
  3. Patent lisans sözleşmesi
  4. Telif hakkı devir sözleşmesi
  5. Yazılım lisans sözleşmesi
  6. Teknoloji transfer sözleşmesi
  7. Know-how sözleşmesi
  • Tüketici Hukuku Sözleşmeleri

Tüketici sözleşmeleri, tüketici ile satıcı veya hizmet sağlayıcı arasında kurulan hukuki ilişkileri düzenlemektedir.

Başlıca tüketici sözleşmeleri şunlardır:

  1. Mesafeli satış sözleşmesi
  2. Ön ödemeli konut satış sözleşmesi
  3. Abonelik sözleşmeleri
  4. Taksitle satış sözleşmesi
  5. Devre tatil sözleşmesi
  6. Paket tur sözleşmesi
  7. Finansman sözleşmeleri
  • Bankacılık ve Finans Hukuku Sözleşmeleri

Finans sektöründe tarafların hak ve yükümlülüklerini düzenleyen sözleşmeler de sözleşme hukukunun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

En yaygın örnekler şunlardır:

  1. Kredi sözleşmesi
  2. Genel kredi sözleşmesi
  3. Teminat sözleşmeleri
  4. Rehin sözleşmesi
  5. İpotek sözleşmesi
  6. Finansal kiralama (leasing) sözleşmesi
  7. Faktoring sözleşmesi
  • Uluslararası Ticaret Sözleşmeleri

Yabancı gerçek veya tüzel kişiler arasında kurulan hukuki ilişkilerde uluslararası sözleşmeler büyük önem taşımaktadır. Bu sözleşmelerde uygulanacak hukuk, yetkili mahkeme veya tahkim şartı gibi hükümler ayrıca düzenlenmektedir.

Bu kapsamda;

  1. Uluslararası mal satış sözleşmeleri
  2. Uluslararası distribütörlük sözleşmeleri
  3. Uluslararası franchise sözleşmeleri
  4. İhracat ve ithalat sözleşmeleri
  5. Uluslararası hizmet sözleşmeleri
  6. Uluslararası lojistik ve taşıma sözleşmeleri
  7. Uluslararası danışmanlık sözleşmeleri
  8. Yatırım sözleşmeleri

uygulamada en sık karşılaşılan sözleşme türleri arasında yer almaktadır.

Görüldüğü üzere sözleşme hukuku, yalnızca birkaç sözleşme türünden ibaret olmayıp; iş hukuku, ticaret hukuku, gayrimenkul hukuku, bankacılık ve finans hukuku, fikri mülkiyet hukuku, tüketici hukuku ve uluslararası ticaret hukuku gibi birçok hukuk dalıyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle hazırlanacak sözleşmenin niteliğine uygun mevzuat hükümlerinin dikkate alınması ve sözleşmenin tarafların ihtiyaçlarına göre profesyonel şekilde düzenlenmesi, ileride doğabilecek hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

sözleşme avukatı

SÖZLEŞME HUKUKUNA GÖRE SÖZLEŞME NASIL KURULUR?

Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca bir sözleşmenin kurulabilmesi için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının bulunması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, bir sözleşmenin hukuken kurulabilmesi için en az iki tarafın belirli bir hukuki sonuç doğurma iradesiyle hareket etmesi ve bu iradelerin aynı konuda birleşmesi gerekir. Sözleşmenin kurulması, kural olarak bir tarafın yaptığı teklifin (icap) diğer tarafça kabul edilmesi ile gerçekleşir.

1. Teklif (İcap)

Teklif (icap), bir sözleşmeyi kurma iradesini kesin olarak ortaya koyan ve karşı tarafa yöneltilen irade beyanıdır. Teklifte bulunan kişi, sözleşmenin esaslı unsurlarını belirleyerek karşı tarafa sözleşmeyi kurma imkanı tanımaktadır. Karşı tarafın teklifi kabul etmesi halinde sözleşme kurulmuş olur.

Bir irade açıklamasının teklif (icap) olarak değerlendirilebilmesi için;

  • Sözleşmenin esaslı unsurlarını içermesi,
  • Karşı tarafa yöneltilmiş olması,
  • Sözleşme yapma iradesini kesin olarak ortaya koyması

gerekmektedir.

Buna karşılık yalnızca fiyat listeleri, kataloglar, reklamlar veya genel tanıtım amaçlı açıklamalar, her zaman hukuki anlamda icap niteliği taşımaz. Somut olayın özelliklerine göre bunlar teklife davet (invitatio ad offerendum) olarak değerlendirilebilir.

2. Kabul

Kabul, karşı tarafa yöneltilmiş bulunan bir teklifin, teklif edilen şartlarla kabul edildiğini gösteren kesin ve koşulsuz irade beyanıdır. Kabul beyanı yalnızca kendisine teklif yöneltilen kişi tarafından yapılabilir.

Kabulün teklif ile tamamen örtüşmesi gerekir. Kabul beyanında teklifin esaslı unsurlarını değiştiren veya yeni şartlar ekleyen açıklamalar bulunması halinde artık hukuken bir kabul değil, yeni bir teklif (karşı teklif) söz konusu olur.

Kabul beyanının teklif sahibine ulaşmasıyla birlikte, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmediği sürece sözleşme kurulmuş sayılır. Bu nedenle kabul, yenilik doğuran hukuki işlem niteliği taşımaktadır.

3. Karşılıklı İrade Beyanlarının Birbirine Uygun Olması

Bir sözleşmenin kurulabilmesi için yalnızca teklif ve kabul yeterli olmayıp, tarafların irade beyanlarının aynı hukuki sonuç üzerinde birleşmesi de gerekmektedir. Hukuk doktrininde bu durum iradelerin uyuşması olarak ifade edilmektedir.

Taraflar, sözleşmenin konusu, bedeli, ifa şekli ve diğer esaslı unsurlar üzerinde aynı iradeye sahipse sözleşmenin kurulup kurulmadığı konusunda herhangi bir uyuşmazlık doğmaz. Ancak taraflardan birinin farklı anladığını veya farklı irade açıkladığını ileri sürmesi halinde, sözleşmenin kurulup kurulmadığı ve sözleşme hükümlerinin kapsamı sözleşmenin yorumlanması yoluyla belirlenmektedir.

Türk hukukunda gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamasında, irade beyanlarının yorumunda ağırlıklı olarak güven teorisi (güven ilkesi) benimsenmektedir. Buna göre önemli olan yalnızca tarafların iç iradesi değil; karşı tarafın dürüstlük kuralı çerçevesinde irade açıklamasına objektif olarak hangi anlamı verebileceğidir. Başka bir ifadeyle, bir irade beyanı, makul ve dürüst bir kişinin aynı koşullar altında vereceği anlama göre yorumlanmaktadır.

Sonuç olarak, Türk Borçlar Kanunu kapsamında bir sözleşmenin kurulabilmesi için geçerli bir teklifin bulunması, bu teklifin usulüne uygun şekilde kabul edilmesi ve tarafların karşılıklı irade beyanlarının aynı hukuki sonuç üzerinde birleşmesi gerekmektedir. Bu unsurlardan herhangi birinin bulunmaması halinde, kural olarak hukuken kurulmuş ve tarafları bağlayan bir sözleşmeden söz edilemez.

SÖZLEŞMENİN GEÇERLİLİK ŞARTLARI NELERDİR?

Bir sözleşmenin taraflar arasında hukuken bağlayıcı sonuç doğurabilmesi için yalnızca kurulmuş olması yeterli değildir. Aynı zamanda Türk Borçlar Kanunu ve ilgili mevzuatta öngörülen geçerlilik şartlarını da taşıması gerekir. Bu şartlardan birinin bulunmaması halinde sözleşme, somut olayın özelliklerine göre kesin hükümsüz (butlan) sayılabilir, iptal edilebilir nitelikte olabilir veya taraflar bakımından beklenen hukuki sonuçları doğurmayabilir.

Türk hukukunda bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için başlıca aşağıdaki şartların bulunması gerekmektedir.

1. Tarafların Sözleşme Yapma Ehliyetine Sahip Olması

Bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için öncelikle tarafların hukuki işlem ehliyetine sahip olması gerekir. Başka bir ifadeyle, sözleşmeyi imzalayan kişilerin hukuken hak ve borç altına girebilme yetkisi bulunmalıdır.

Gerçek kişiler bakımından hukuki işlem ehliyeti; ayırt etme gücüne sahip olma, ergin olma ve kısıtlı olmama şartlarına bağlıdır. Ayırt etme gücünden yoksun kişilerin yaptığı hukuki işlemler, kanunda öngörülen istisnalar dışında kural olarak geçersizdir.

Tüzel kişiler bakımından ise sözleşme yapma ehliyeti, ilgili tüzel kişiyi temsil etmeye yetkili organlar veya temsilciler aracılığıyla kullanılır. Şirketler, dernekler ve vakıflar adına yapılan sözleşmelerde, sözleşmeyi imzalayan kişinin temsil ve ilzam yetkisine sahip olması büyük önem taşımaktadır.

2. Sözleşmenin Konusunun Hukuka ve Ahlaka Uygun Olması

Sözleşme serbestisi ilkesi gereğince taraflar, sözleşmenin içeriğini ve şartlarını serbestçe belirleyebilirler. Ancak bu özgürlük sınırsız değildir.

Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca sözleşmenin konusu;

  • Emredici hukuk kurallarına,
  • Kamu düzenine,
  • Genel ahlaka,
  • Kişilik haklarına

aykırı olamaz.

Bu sınırlamalara aykırı olarak düzenlenen sözleşmeler kesin hükümsüz (mutlak butlan) olup, hukuken hiçbir sonuç doğurmaz. Örneğin, kanunen yasaklanmış bir faaliyetin yapılmasını konu alan veya kişilik haklarını ağır şekilde ihlal eden sözleşmeler geçersiz kabul edilmektedir.

3. Sözleşmenin Konusunun İmkansız Olmaması

Bir sözleşmenin konusu, sözleşmenin kurulduğu anda objektif olarak imkansız olmamalıdır. Eğer sözleşmenin kurulması sırasında edimin yerine getirilmesi herkes bakımından imkansız ise sözleşme baştan itibaren geçersiz olur.

Bu imkansızlık;

  • Fiili imkansızlık (örneğin artık var olmayan bir malın tesliminin taahhüt edilmesi),
  • Hukuki imkansızlık (örneğin hukuken devri mümkün olmayan bir hakkın devredilmesinin kararlaştırılması)

şeklinde ortaya çıkabilir.

Buna karşılık, sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkansızlık halleri farklı hukuki sonuçlar doğurmakta olup her somut olayın ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

4. İrade Beyanlarının Sağlıklı Olması

Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların irade beyanlarının özgür ve sağlıklı şekilde açıklanmış olması gerekir. Taraflardan birinin gerçek iradesini yansıtmayan veya hukuken sakatlanmış bir irade beyanında bulunması halinde sözleşmenin geçerliliği etkilenebilir.

İrade sakatlığı halleri genel olarak şunlardır:

  • Yanılma (Hata)
  • Aldatma (Hile)
  • Korkutma (İkrah)
  • Şaka amacıyla yapılan irade beyanı (kanunda ve uygulamada kabul edilen sınırlar içinde)

Bu gibi durumlarda, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde sözleşmenin iptali gündeme gelebilir.

5. Muvazaa Bulunmaması

Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan görünüşte bir sözleşme yapmaları konusunda anlaşmalarıdır. Başka bir ifadeyle taraflar, dış dünyaya karşı bir sözleşme yapılmış gibi görünmesine rağmen, gerçekte ya hiçbir hukuki sonuç doğmasını istememekte ya da görünürdeki sözleşmeden farklı bir hukuki ilişki kurmayı amaçlamaktadır.

Türk hukukunda muvazaalı sözleşmeler, kural olarak tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için hukuki sonuç doğurmaz. Özellikle hileli taşınmaz devirleri, diğer mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muris muvazaası ve alacaklılardan mal kaçırma amacıyla yapılan işlemler uygulamada muvazaanın en sık görüldüğü alanlar arasında yer almaktadır.

6. Kanunun Öngördüğü Şekil Şartına Uyulması

Kural olarak Türk Borçlar Kanunu’nda şekil serbestisi ilkesi benimsenmiştir. Buna göre kanunda aksi öngörülmedikçe sözleşmeler herhangi bir şekle bağlı olmaksızın kurulabilir.

Ancak bazı sözleşmelerin geçerli olabilmesi için kanun yazılı şekil, resmî şekil veya noterlik işlemi gibi özel şekil şartları öngörmektedir. Örneğin;

  • Taşınmaz satış sözleşmeleri tapu müdürlüğünde resmî şekilde yapılmalıdır.
  • Gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri noter huzurunda düzenleme şeklinde yapılmalıdır.
  • Kefalet sözleşmelerinde ise kanunda belirtilen yazılı şekil şartlarına uyulması zorunludur.

Kanunun öngördüğü şekil şartına uyulmaması halinde sözleşme, kural olarak geçersiz olacaktır.

Sonuç olarak, bir sözleşmenin hukuken geçerli sayılabilmesi için tarafların ehliyetli olması, konusunun hukuka uygun ve mümkün olması, irade beyanlarının sakatlanmamış olması, muvazaa içermemesi ve kanunun öngördüğü şekil şartlarına uygun şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Özellikle yüksek ekonomik değere sahip veya uzun süreli hukuki ilişkiler doğuran sözleşmeler hazırlanırken, ileride ortaya çıkabilecek hak kayıplarının önlenmesi amacıyla sözleşmenin bir sözleşme hukuku avukatı tarafından hazırlanması veya incelenmesi önem arz etmektedir.

sözleşme yapmanın önemi

SÖZLEŞMENİN HUKUKEN GEÇERSİZ SAYILDIĞI DURUMLAR NELERDİR?

Her sözleşme tarafların irade beyanlarının uyuşmasıyla kurulmuş olsa dahi, hukuken geçerli kabul edilmeyebilir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında bazı eksiklikler veya hukuka aykırılıklar, sözleşmenin hiç hüküm doğurmamasına, sonradan iptal edilmesine veya belirli hükümlerinin uygulanamamasına neden olabilir.

Sözleşmenin hükümsüzlüğü, genel anlamda sözleşmenin hukuki sonuç doğurmamasını veya beklenen sonuçları doğuramamasını ifade eder. Hükümsüzlük halleri; yokluk, kesin hükümsüzlük (butlan), iptal edilebilirlik, eksiklik (askıda hükümsüzlük) ve kısmi hükümsüzlük olarak incelenmektedir.

1. Yokluk

Yokluk, sözleşmenin kurulabilmesi için gerekli olan kurucu unsurların hiç gerçekleşmemesi halinde ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle, hukuken bir sözleşmenin varlığından söz edilebilmesi için gerekli olan temel unsurlar bulunmuyorsa, ortada hukuk düzeninin tanıdığı bir sözleşme de yoktur.

Sözleşmenin en temel kurucu unsuru, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının bulunmasıdır. Bu irade uyuşmasının hiç oluşmaması halinde sözleşme baştan itibaren yok hükmündedir.

Yokluk halinde;

  • Sözleşme hiç kurulmamış kabul edilir.
  • Herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir.
  • Mahkeme tarafından resen dikkate alınabilir.
  • Herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.

2. Kesin Hükümsüzlük (Butlan)

Kesin hükümsüzlük (butlan), sözleşmenin kurulmuş olmasına rağmen kanunun aradığı geçerlilik şartlarından birini taşımaması nedeniyle baştan itibaren hukuki sonuç doğurmamasıdır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca özellikle;

  • Sözleşmenin konusunun hukuka aykırı olması,
  • Emredici hukuk kurallarına aykırılık,
  • Kamu düzenine aykırılık,
  • Genel ahlaka aykırılık,
  • Kişilik haklarına aykırılık,
  • Başlangıçtaki objektif imkânsızlık

hallerinde sözleşme kesin hükümsüzdür.

Bunun yanında uygulamada;

  • Kanunun öngördüğü şekil şartına uyulmaması,
  • Tam ehliyetsiz kişiler tarafından yapılan sözleşmeler,
  • Muvazaalı işlemler

de çoğu durumda kesin hükümsüzlük sonucunu doğurmaktadır.

Kesin hükümsüz sözleşmeler, kuruldukları andan itibaren hukuki sonuç doğurmaz ve bu durum tarafların iradesiyle sonradan geçerli hale getirilemez. Ayrıca kesin hükümsüzlük, herkes tarafından ileri sürülebileceği gibi mahkeme tarafından da kendiliğinden (resen) dikkate alınmaktadır.

3. İptal Edilebilirlik 

Bazı durumlarda sözleşme baştan itibaren geçersiz sayılmaz; ancak kanunun koruduğu tarafa sözleşmeyi iptal etme hakkı tanınır. Bu durum iptal edilebilirlik veya öğretideki adıyla iptal kabiliyeti olarak ifade edilmektedir.

İptal edilebilir sözleşmelerde hukuki işlem, iptal hakkı kullanılıncaya kadar geçerliliğini korur. Korunan taraf, kanunda öngörülen süre içerisinde iptal hakkını kullanırsa sözleşme geçmişe etkili olarak hükümsüz hale gelir; kullanmazsa sözleşme kesin olarak geçerlilik kazanır.

İptal edilebilirliğe örnek olarak;

  • Yanılma (hata) – Örneğin yanlış evrakı imzalama.
  • Aldatma (hile) – Örneğin dolandırıcılık yapılarak kandırılma.
  • Korkutma (ikrah) – Örneğin hakaret, baskı, şiddet altına imza alma.
  • Sınırlı ehliyetsizlerin gerekli temsilci onayı olmaksızın yaptığı bazı işlemler

gösterilebilir.

4. Eksiklik (Askıda Hükümsüzlük)

Bazı sözleşmeler kurulmuş olmakla birlikte, hukuki sonuç doğurabilmeleri için kanunun öngördüğü ek bir onay veya tamamlayıcı işlemin gerçekleşmesi gerekir. Bu durumda sözleşme tamamen geçersiz değildir; ancak hüküm ve sonuçlarını doğurması askıdadır. Öğretide bu durum eksiklik, noksanlık veya askıda hükümsüzlük olarak adlandırılmaktadır.

Örneğin, kanuni temsilcisinin onayına bağlı olarak yapılan bazı işlemlerde gerekli onay verilinceye kadar sözleşme askıda kalmaktadır. Eksikliğin giderilmesi halinde sözleşme geçerlilik kazanırken, eksikliğin giderilmesinin mümkün olmaması durumunda ise sözleşme hükümsüz hale gelir.

5. Kısmi Hükümsüzlük

Her hukuka aykırılık sözleşmenin tamamını geçersiz hale getirmez. Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca, hükümsüzlüğe neden olan aykırılık yalnızca sözleşmenin belirli hükümlerini etkiliyorsa, kural olarak sadece o hükümler geçersiz olur.

Buna kısmi hükümsüzlük denilmektedir.

Kısmi hükümsüzlüğün uygulanabilmesi için;

  • Geçersizlik nedeninin sözleşmenin yalnızca belirli maddelerini etkilemesi,
  • Geçersiz hüküm çıkarıldığında sözleşmenin geri kalan kısmının ayakta kalabilmesi,
  • Tarafların bu hükümler olmadan da sözleşmeyi yapacaklarının kabul edilebilmesi

gerekmektedir.

Buna karşılık, geçersiz hüküm sözleşmenin temelini oluşturuyor ve tarafların bu hüküm olmadan sözleşmeyi yapmayacakları anlaşılıyorsa, artık kısmi hükümsüzlük değil, sözleşmenin tamamının kesin hükümsüzlüğü gündeme gelir.

Sözleşmenin hükümsüz sayılması, taraflar açısından oldukça önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak ifa talebinde bulunulamaz, cezai şart uygulanamaz, sözleşmeden kaynaklanan haklar ileri sürülemez ve birçok durumda tarafların aldıkları edimleri sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iade etmeleri gerekir.

Bu nedenle özellikle yüksek bedelli ticari sözleşmeler, gayrimenkul sözleşmeleri, iş sözleşmeleri, uluslararası sözleşmeler ve şirketler hukuku kapsamındaki sözleşmeler hazırlanırken, sözleşmenin hem kuruluş hem de geçerlilik şartlarının uzman bir sözleşme hukuku avukatı tarafından değerlendirilmesi, ileride doğabilecek ciddi hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

SÖZLEŞME NASIL YAPILIR?

Sözleşme hazırlama süreci, yalnızca tarafların bir metin üzerinde anlaşmasından ibaret değildir. Hukuken geçerli, uygulanabilir ve tarafların menfaatlerini koruyan bir sözleşmenin hazırlanabilmesi için belirli aşamaların dikkatle yürütülmesi gerekir. Özellikle ticari ilişkilerde, iş hukukunda, gayrimenkul işlemlerinde ve uluslararası sözleşmelerde eksik veya hatalı düzenlenen hükümler ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir.

Her sözleşmenin niteliği farklı olmakla birlikte, profesyonel bir sözleşme hazırlama süreci genel olarak aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır.

1. Ön Hazırlık ve Bilgi Toplama Aşaması

Sözleşme hazırlanırken ilk olarak tarafların ihtiyaçları, beklentileri ve sözleşmenin amacı belirlenmelidir. Bu aşama, sözleşmenin temelini oluşturduğu için büyük önem taşımaktadır.

Ön hazırlık aşamasında özellikle aşağıdaki hususlar değerlendirilmelidir:

  • Sözleşmenin taraflarının belirlenmesi
  • Tarafların temsil ve imza yetkilerinin incelenmesi
  • Sözleşmenin konusunun tespit edilmesi
  • Tarafların beklentilerinin ve ticari hedeflerinin belirlenmesi
  • Olası hukuki ve ticari risklerin değerlendirilmesi
  • Sözleşmeye uygulanacak mevzuatın belirlenmesi
  • Kanunda öngörülen özel şekil şartlarının araştırılması

Bu aşamada yapılacak eksiklikler, sözleşmenin ilerleyen bölümlerinde önemli sorunlara neden olabilmektedir.

2. Sözleşme Taslağının Hazırlanması

Tarafların ihtiyaçları belirlendikten sonra sözleşme taslağı oluşturulur. Bu aşamada sözleşmenin temel hükümleri açık, anlaşılır ve çelişkiye yer vermeyecek şekilde düzenlenmelidir.

Sözleşme taslağında genellikle aşağıdaki hususlar yer alır:

  • Taraf Bilgileri

Sözleşmenin tarafları eksiksiz şekilde belirtilmelidir. Gerçek kişiler bakımından kimlik bilgileri, tüzel kişiler bakımından ise şirket unvanı, vergi numarası, ticaret sicil bilgileri ve temsil yetkilileri açıkça yazılmalıdır.

  • Sözleşmenin Konusu

Sözleşmenin hangi hukuki ilişkiyi düzenlediği ayrıntılı şekilde açıklanmalıdır. Belirsiz bırakılan sözleşme konusu ileride yorum uyuşmazlıklarına neden olabilir.

  • Tarafların Hak ve Yükümlülükleri

Sözleşmenin en önemli bölümünü tarafların üstlendikleri borçlar oluşturur. Tarafların hangi edimleri yerine getireceği, hangi şartlar altında sorumlu olacağı ve hangi haklara sahip olduğu açık şekilde düzenlenmelidir.

  • Bedel ve Ödeme Şartları

Ödenecek ücret, ödeme tarihleri, ödeme yöntemi, para birimi ve gecikme halinde uygulanacak hükümler sözleşmede açıkça belirtilmelidir.

  • İfa Şartları ve İfa Yeri

Tarafların borçlarını nasıl ve nerede yerine getirecekleri belirlenmelidir. Özellikle ticari sözleşmelerde teslim şekli ve teslim süreleri ayrıntılı şekilde düzenlenmektedir.

  • Sözleşme Süresi

Sözleşmenin belirli süreli mi yoksa belirsiz süreli mi olduğu açıkça belirtilmelidir. Süre uzatma hükümleri varsa bunlar da ayrıca düzenlenmelidir.

3. Koruyucu ve Risk Yönetimine İlişkin Hükümlerin Eklenmesi

Profesyonel bir sözleşmenin en önemli özelliklerinden biri, yalnızca mevcut ilişkiyi değil, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları da öngörmesidir.

Bu nedenle sözleşmeye çoğu zaman aşağıdaki koruyucu hükümler eklenmektedir:

  • Cezai şart hükümleri
  • Temerrüt faizi hükümleri
  • Tazminat hükümleri
  • Mücbir sebep hükümleri
  • Gizlilik sözleşmesi (NDA) hükümleri
  • Kişisel verilerin korunmasına ilişkin hükümler
  • Rekabet yasağı hükümleri
  • Münhasırlık hükümleri
  • Temlik yasağı hükümleri
  • Sorumsuzluk ve sorumluluk sınırlaması hükümleri
  • Garanti ve taahhüt hükümleri
  • Fikri mülkiyet haklarına ilişkin hükümler

Bu düzenlemeler sayesinde tarafların maruz kalabileceği hukuki ve ticari riskler önemli ölçüde azaltılabilmektedir.

4. Müzakere ve Revizyon Aşaması

Taslak hazırlandıktan sonra taraflar sözleşme hükümlerini müzakere eder. Özellikle yüksek bedelli ticari sözleşmelerde tarafların avukatları ve danışmanları tarafından çok sayıda revizyon yapılabilmektedir.

Bu aşamada;

  • Hak ve yükümlülüklerin dengeli olup olmadığı,
  • Risklerin hangi tarafa yüklendiği,
  • Cezai şartların makul olup olmadığı,
  • Sorumluluk sınırlarının yeterli olup olmadığı,
  • Uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının uygunluğu

değerlendirilmektedir.

Müzakere sürecinin amacı, tarafların menfaatlerini koruyan ve uygulanabilir bir sözleşme metni oluşturmaktır.

5. Uyuşmazlık Çözüm Hükümlerinin Belirlenmesi

Sözleşmeler hazırlanırken yalnızca iş ilişkisinin nasıl yürütüleceği değil, olası uyuşmazlıkların nasıl çözüleceği de düzenlenmelidir.

Bu kapsamda sözleşmeye;

  • Yetkili mahkeme hükümleri
  • Tahkim şartları
  • Arabuluculuk hükümleri
  • Delil sözleşmeleri
  • Uygulanacak hukuk hükümleri

eklenebilmektedir.

Özellikle uluslararası sözleşmelerde uygulanacak hukuk ve yetkili merci hükümleri büyük önem taşımaktadır.

6. İmzalama ve Yürürlüğe Girme Aşaması

Tarafların nihai metin üzerinde anlaşması sonrasında sözleşme imzalanır ve yürürlüğe girer.

Bu aşamada;

  • İmzalayan kişilerin yetkili olup olmadığı kontrol edilmeli,
  • Şirketler adına imza atan kişilerin temsil yetkileri incelenmeli,
  • Gerekli ise noter onayı alınmalı,
  • Kanunun öngördüğü şekil şartlarına uyulmalı,
  • Sözleşmenin yürürlük tarihi belirlenmelidir.

Bazı sözleşmeler imza tarihinde yürürlüğe girerken, bazı sözleşmeler belirli bir şartın gerçekleşmesi veya belirli bir tarihin gelmesi ile hüküm ifade etmeye başlamaktadır.

7. Sözleşmenin Takibi ve Yönetimi

Sözleşmenin hazırlanması ve imzalanması sürecin sonu değildir. Birçok uyuşmazlık, sözleşmenin imzalanmasından sonra yükümlülüklerin takip edilmemesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenle;

  • Ödeme vadelerinin takip edilmesi,
  • Teslim ve ifa süreçlerinin kontrol edilmesi,
  • Sözleşme sürelerinin izlenmesi,
  • Yenileme ve fesih haklarının değerlendirilmesi,
  • Sözleşme değişikliklerinin yazılı olarak kayıt altına alınması

gerekmektedir.

Sonuç olarak, sözleşme hazırlama süreci, yalnızca birkaç maddeden oluşan bir belge düzenlemekten ibaret değildir. Tarafların haklarının korunabilmesi, hukuki risklerin azaltılması ve ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenebilmesi için sözleşmenin profesyonel şekilde hazırlanması, müzakere edilmesi ve uygulanması gerekmektedir. Özellikle yüksek ekonomik değere sahip işlemlerde, sözleşmenin bir sözleşme hukuku avukatı tarafından hazırlanması veya incelenmesi tarafların menfaatlerinin korunması bakımından önemli avantajlar sağlamaktadır.

SÖZLEŞME YAPARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER NELERDİR?

Bir sözleşmenin hukuken geçerli olması, her zaman tarafların menfaatlerini yeterince koruduğu anlamına gelmez. Uygulamada birçok uyuşmazlık, sözleşmenin hiç yapılmamış olmasından değil; eksik hazırlanması, belirsiz ifadeler içermesi veya risklerin öngörülmemesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle sözleşme hazırlanırken yalnızca hukuki geçerlilik şartlarına değil, ileride doğabilecek ihtilafları önleyecek düzenlemelere de dikkat edilmelidir.

  • Sözleşme Hükümleri Açık ve Yoruma Kapalı Olmalıdır.

Sözleşmede kullanılan ifadeler açık, anlaşılır ve çelişkiye yer vermeyecek şekilde kaleme alınmalıdır. Belirsiz veya birden fazla anlama gelebilecek hükümler, ileride taraflar arasında farklı yorumlara neden olabilir. Özellikle sözleşmenin konusu, teslim şartları, ödeme yükümlülükleri ve tarafların sorumlulukları mümkün olduğunca somut şekilde düzenlenmelidir.

  • Hazır Sözleşme Şablonları Körü Körüne Kullanılmamalıdır.

İnternetten indirilen, matbu ya da yapay zekaya düzenlettirilmiş hazır sözleşme örnekleri, çoğu zaman somut olaya uygun değildir. Her hukuki ilişkinin kendine özgü özellikleri bulunduğundan, başka bir sözleşmeden alınan hükümler tarafların ihtiyaçlarını karşılamayabilir ve beklenmedik hukuki sonuçlara yol açabilir.

  • Risk Dağılımı Dengeli Yapılmalıdır.

Sözleşmeler yalnızca hakları değil, riskleri de düzenleyen belgelerdir. Olası zararların hangi tarafa ait olacağı, sorumluluğun kapsamı ve tarafların üstlendikleri yükümlülükler dengeli şekilde belirlenmelidir. Tek tarafın aşırı yükümlülük altına girdiği sözleşmeler, ilerleyen süreçte ciddi uyuşmazlıklara neden olabilmektedir.

  • Belirsiz Süre ve Muğlak İfadelerden Kaçınılmalıdır.

“Uygun süre”, “gerektiğinde”, “makul ölçüde”, “gerekli görüldüğünde” gibi sınırları net olmayan ifadeler, uygulamada farklı yorumlanabilmektedir. Bunun yerine mümkün olduğunca tarih, süre, miktar, oran ve objektif kriterler kullanılmalıdır.

  • Kanuni Düzenlemeler Göz Ardı Edilmemelidir.

Taraflar her konuda serbestçe anlaşabileceklerini düşünse de, emredici hukuk kuralları sözleşme serbestisinin sınırlarını oluşturmaktadır. Kanunun emredici hükümlerine aykırı düzenlemeler çoğu zaman geçersiz olacağından, sözleşme hazırlanırken ilgili mevzuat mutlaka dikkate alınmalıdır.

  • İleride Ortaya Çıkabilecek Senaryolar Öngörülmelidir.

Birçok sözleşme yalnızca normal işleyiş dikkate alınarak hazırlanmakta, olası sorunlar ise göz ardı edilmektedir. Oysa sözleşmede taraflardan birinin yükümlülüğünü yerine getirmemesi, ekonomik şartların değişmesi, beklenmeyen gecikmeler veya sözleşmenin devamını zorlaştıran gelişmeler gibi ihtimaller de değerlendirilmelidir. İyi hazırlanmış bir sözleşme, yalnızca bugünü değil gelecekte yaşanabilecek uyuşmazlıkları da öngören bir metindir.

  • Sözleşme Güncel Mevzuata Uygun Olmalıdır.

Hukuki düzenlemeler zaman içerisinde değişebilmektedir. Uzun yıllar önce hazırlanmış bir sözleşme örneğinin günümüzde aynen kullanılması, yürürlükteki mevzuata aykırı hükümler içermesine neden olabilir. Bu nedenle özellikle ticari sözleşmeler belirli aralıklarla gözden geçirilmeli ve güncel mevzuata uygun hale getirilmelidir.

  • Yabancı Dilde Hazırlanan Sözleşmelerde Çeviri Hatalarına Dikkat Edilmelidir.

Uluslararası ticari ilişkilerde sıklıkla iki dilli sözleşmeler kullanılmaktadır. Ancak eksik veya hatalı çeviriler, tarafların farklı yükümlülükler üstlenmesine neden olabilir. Bu nedenle iki dilli sözleşmelerde hangi metnin esas alınacağı açıkça belirtilmeli ve hukuki terminoloji doğru kullanılmalıdır.

  • Profesyonel Hukuki Destek Alınmalıdır.

Özellikle ticari sözleşmeler, şirket sözleşmeleri, gayrimenkul işlemleri, uluslararası sözleşmeler, yatırım sözleşmeleri ve yüksek ekonomik değere sahip hukuki işlemlerde profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır. Bir sözleşmenin hazırlanma aşamasında alınacak hukuki danışmanlık, ileride ortaya çıkabilecek uzun ve maliyetli dava süreçlerinin önlenmesini sağlayabilir.

Sonuç olarak, sözleşme hazırlanırken yalnızca tarafların anlaşmaya varmış olması yeterli değildir. Açık hükümler içeren, güncel mevzuata uygun, riskleri öngören ve tarafların menfaatlerini dengeli şekilde koruyan bir sözleşme hazırlanması, olası hukuki uyuşmazlıkların önlenmesi açısından en etkili yöntemlerden biridir.

uluslararası sözleşme

ULUSLARARASI TİCARİ SÖZLEŞMELERİN DÜZENLENMESİ

Türkiye’de kurulu şirketlerin yanı sıra yabancı şirketlerin Türkiye’de açtıkları şubeler, irtibat büroları ve diğer ticari varlıklarının sayısının giderek artması sonucu ticari ilişkiler uluslararası bir boyut kazanmıştır. Günümüzde küresel ticaretin gelişmesiyle birlikte ihracat, ithalat, uluslararası hizmet sunumu, yabancı yatırım, franchise, distribütörlük, lisans, teknoloji transferi ve ortak girişim (Joint Venture) gibi birçok ticari ilişki uluslararası sözleşmeler aracılığıyla yürütülmektedir.

Uluslararası sözleşmeler, yalnızca Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre hazırlanan yerel sözleşmelerden farklı olarak, birden fazla ülkenin hukuk sistemiyle bağlantılı olabileceğinden çok daha ayrıntılı bir hukuki değerlendirme gerektirir. Tarafların farklı hukuk sistemlerine tabi olması, farklı ticari teamüllerle hareket etmesi ve farklı dilleri kullanması nedeniyle sözleşmenin her hükmünün dikkatle hazırlanması büyük önem taşımaktadır.

ULUSLARARASI SÖZLEŞME NASIL HAZIRLANIR?

Uluslararası sözleşmeler, farklı ülkelerde yerleşik gerçek veya tüzel kişiler arasında kurulan ve yabancılık unsuru taşıyan hukuki ilişkileri düzenleyen sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler, yalnızca tarafların ticari anlaşmalarını belgelemekle kalmaz; aynı zamanda farklı hukuk sistemlerinden kaynaklanabilecek riskleri önlemeyi, tarafların hak ve yükümlülüklerini güvence altına almayı ve olası uyuşmazlıkların çözüm yöntemlerini belirlemeyi amaçlar.

Yerel sözleşmelerden farklı olarak uluslararası sözleşmeler hazırlanırken yalnızca Türk hukuku değil; milletlerarası özel hukuk kuralları, uluslararası ticari uygulamalar, uluslararası sözleşmeler, ilgili ülke mevzuatı ve sektörün ticari teamülleri de dikkate alınmalıdır. Bu nedenle uluslararası sözleşmelerin hazırlanması, hem hukuki hem de ticari açıdan kapsamlı bir çalışma gerektirir.

1. Ticari İlişkinin ve Sözleşmenin Amacının Belirlenmesi

Uluslararası sözleşme hazırlanırken ilk olarak taraflar arasındaki ticari ilişkinin kapsamı net şekilde belirlenmelidir. Tarafların hangi amaçla sözleşme yaptığı, sözleşmenin konusu, ticari beklentileri ve üstlenecekleri yükümlülükler açık şekilde ortaya konulmalıdır.

Bu aşamada özellikle;

  • Sözleşmenin amacı
  • İş ilişkisinin kapsamı
  • Sunulacak mal veya hizmet
  • Tarafların ticari beklentileri
  • Olası hukuki ve ticari riskler

değerlendirilmelidir.

2. Tarafların ve Yetkilerinin Doğru Belirlenmesi

Uluslararası sözleşmelerde taraf bilgilerinin eksiksiz yazılması büyük önem taşımaktadır.

Bu kapsamda;

  • Şirket ünvanları
  • Ticaret sicili bilgileri
  • Vergi numaraları
  • Kayıtlı adresler
  • Temsil ve ilzam yetkisine sahip kişiler

doğru şekilde belirtilmelidir.

Özellikle yabancı şirketler adına sözleşme imzalayan kişilerin temsil yetkisinin önceden kontrol edilmesi, ileride sözleşmenin geçerliliği konusunda yaşanabilecek uyuşmazlıkların önüne geçmektedir.

3. Sözleşmenin Dilinin ve Tanımlar Bölümünün Hazırlanması

Uluslararası ticari sözleşmeler çoğu zaman iki veya daha fazla dilde hazırlanmaktadır. Bu nedenle sözleşmede kullanılan hukuki ve ticari kavramların açık şekilde tanımlanması gerekir.

Sözleşmede ayrıca;

  • Esas alınacak dil
  • Resmi yorum dili
  • Çeviri farklılıklarının nasıl çözüleceği

açıkça belirtilmelidir.

Belirsiz ifadeler ve farklı yorumlanabilecek kavramlar, uluslararası uyuşmazlıkların en önemli nedenlerinden biridir.

4. Tarafların Hak ve Yükümlülüklerinin Düzenlenmesi

Uluslararası sözleşmenin temelini tarafların üstlendikleri yükümlülükler oluşturur.

Bu nedenle sözleşmede;

ayrıntılı şekilde düzenlenmelidir.

Tarafların sorumluluklarının açık şekilde belirlenmesi, ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önemli ölçüde önüne geçmektedir.

5. Uygulanacak Hukukun Belirlenmesi

Uluslararası sözleşmelerde en kritik konulardan biri uygulanacak hukuk seçimidir. Taraflar çoğu durumda sözleşmeye hangi ülke hukukunun uygulanacağını serbestçe kararlaştırabilirler. Böylece uyuşmazlık halinde hangi hukuk kurallarının uygulanacağı konusunda belirsizlik yaşanmaz.

Hukuk seçimi yapılmadığı durumlarda ise uygulanacak hukuk, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) ve ilgili milletlerarası özel hukuk kurallarına göre belirlenmektedir.

6. Uyuşmazlık Çözüm Yönteminin Belirlenmesi

Uluslararası ticari sözleşmelerde yalnızca uygulanacak hukuk değil, uyuşmazlıkların nerede ve nasıl çözüleceği de açık şekilde belirlenmelidir.

Bu kapsamda sözleşmede;

  • Yetkili mahkeme
  • Tahkim şartı
  • Arabuluculuk süreci
  • Tahkim merkezi
  • Tahkim dili
  • Tahkim yeri

gibi hususlar ayrıntılı şekilde düzenlenmelidir.

7. İmzalama ve Yürürlüğe Girme Süreci

Son aşamada taraflar sözleşmenin nihai metni üzerinde anlaşarak sözleşmeyi imzalar.

Bu aşamada;

  • İmza yetkilerinin doğrulanması,
  • Gerekli şirket kararlarının alınması,
  • Noter veya apostil işlemlerinin tamamlanması (gerekiyorsa),
  • Yürürlük tarihinin belirlenmesi

gerekmektedir.

Bazı uluslararası sözleşmeler elektronik imza ile de kurulabilmekte olup, bunun ilgili ülke hukukları bakımından geçerliliği ayrıca değerlendirilmelidir.

ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?

Uluslararası sözleşmeler, farklı hukuk sistemleri, farklı ticari uygulamalar ve farklı kültürlerden gelen taraflar arasında kurulduğu için yerel sözleşmelere göre çok daha fazla hukuki risk barındırmaktadır. Bu nedenle uluslararası sözleşme hazırlanırken aşağıdaki hususlara özellikle dikkat edilmelidir.

  • Sözleşme Metni Açık ve Yoruma Kapalı Olmalıdır.

Uluslararası sözleşmelerde kullanılan her ifade farklı hukuk sistemlerinde farklı şekilde yorumlanabilir. Bu nedenle sözleşme metni açık, kesin, çelişkisiz ve yoruma mümkün olduğunca kapalı şekilde hazırlanmalıdır.

  • Hukuki Terminoloji Doğru Kullanılmalıdır.

Her ülkenin hukuk sistemi farklı kavramlar kullanabilmektedir. Bu nedenle özellikle İngilizce hazırlanan sözleşmelerde hukuki terimlerin doğru seçilmesi ve teknik kavramların yanlış çevrilmemesi büyük önem taşımaktadır.

  • Kültürel ve Ticari Farklılıklar Göz Önünde Bulundurulmalıdır.

Uluslararası ticarette yalnızca hukuk değil, tarafların ticari kültürü de sözleşmenin uygulanmasını doğrudan etkileyebilmektedir. İş yapma alışkanlıkları, müzakere yöntemleri, teslim süreçleri ve ticari beklentiler ülkelere göre önemli farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle uluslararası sözleşme hazırlanırken tarafların faaliyet gösterdiği ülkenin ticari uygulamaları da dikkate alınmalıdır.

  • Risk Analizi Yapılmalıdır.

Uluslararası sözleşmeler hazırlanırken tarafların karşılaşabileceği tüm hukuki ve ticari riskler önceden değerlendirilmelidir.

Özellikle;

  1. Kur riski
  2. Ödeme riski
  3. Vergi Borcu Sorumlulukları,
  4. İhracat ve ithalat kısıtlamaları
  5. Ambargo uygulamaları
  6. Vergisel yükümlülükler
  7. Siyasi riskler
  8. Mücbir sebep halleri
  9. Tedarik zinciri sorunları

sözleşme hükümleriyle mümkün olduğunca güvence altına alınmalıdır.

  • Çıkış ve Fesih Mekanizmaları Düzenlenmelidir.

Birçok uluslararası sözleşmede en fazla uyuşmazlık yaratan konulardan biri sözleşmenin sona ermesidir.

Bu nedenle;

  1. Haklı fesih sebepleri
  2. Süreli fesih usulleri
  3. Bildirim süreleri
  4. Tasfiye hükümleri
  5. Sözleşme sonrası yükümlülükler

ayrıntılı şekilde düzenlenmelidir.

  • Uluslararası Ticari Kurallar Dikkate Alınmalıdır.

Sözleşmenin niteliğine göre yalnızca ilgili ülke mevzuatı değil, Incoterms, Birleşmiş Milletler Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Antlaşma (CISG), ICC kuralları ve diğer uluslararası ticari düzenlemelerin uygulanıp uygulanmayacağı da değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak, başarılı bir uluslararası sözleşme yalnızca tarafların ticari anlaşmasını belgeleyen bir metin değildir. Aynı zamanda hukuki riskleri yöneten, uluslararası ticaret kurallarına uyum sağlayan, tarafların menfaatlerini dengeleyen ve olası uyuşmazlıkları önceden öngören kapsamlı bir hukuki güvence niteliği taşımaktadır.

TÜRKİYE’DE SÖZLEŞME NASIL FESHEDİLİR?

Bir sözleşme, yalnızca kurulması ve uygulanması bakımından değil, sona erdirilmesi açısından da belirli hukuki kurallara tabidir. Sözleşmenin hangi şartlarda ve hangi usulle sona ereceği; tarafların iradelerine, sözleşme hükümlerine ve Türk Borçlar Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuata göre belirlenmektedir.

Her sözleşme aynı şekilde sona ermez. Sözleşmenin niteliğine göre ifa, ikale (bozma sözleşmesi), fesih, sözleşmeden dönme, iptal, sürenin dolması veya kanundan kaynaklanan diğer sona erme sebepleri gündeme gelebilir. Bu nedenle sözleşmenin sona erdirilme yöntemi belirlenirken öncelikle sözleşmenin türü ve hukuki niteliği değerlendirilmelidir.

1. Tarafların Anlaşmasıyla Sözleşmenin Sona Erdirilmesi (İkale)

Sözleşmenin sona ermesinin en güvenli yollarından biri, tarafların karşılıklı anlaşarak sözleşmeyi sona erdirmesidir. Uygulamada bu yöntem ikale sözleşmesi veya bozma sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır.

İkale ile taraflar, mevcut sözleşmeyi karşılıklı irade beyanlarıyla sona erdirir ve sözleşmenin tasfiye usulünü serbestçe belirleyebilirler. Özellikle iş sözleşmeleri, ticari sözleşmeler ve uzun süreli iş ilişkilerinde ikale sıklıkla tercih edilmektedir.

2. Sözleşmeden Dönme

Sözleşmeden dönme, genellikle ani edimli sözleşmelerde taraflardan birinin kanunda veya sözleşmede öngörülen şartların gerçekleşmesi üzerine sözleşmeyi geriye etkili (ex tunc) olarak sona erdirmesidir.

Taraflar sözleşmede özel bir dönme hakkı düzenleyebilecekleri gibi, kanunun tanıdığı hallerde de bu hak kullanılabilir.

Türk Borçlar Kanunu uyarınca özellikle;

  • Borçlunun temerrüdü,
  • İfanın imkansız hale gelmesi,
  • Karşı tarafın sözleşmeye aykırı davranması
  • Kanunda öngörülen diğer özel sebepler

belirli şartların varlığı halinde sözleşmeden dönme hakkı doğurabilmektedir. Sözleşmeden dönme halinde taraflar, kural olarak aldıkları edimleri birbirlerine iade etmekle yükümlüdür.

3. Sözleşmenin Feshi

Fesih, özellikle sürekli edimli sözleşmelerde kullanılan sona erme yöntemidir. Hizmet sözleşmeleri, kira sözleşmeleri, vekalet sözleşmeleri, acentelik sözleşmeleri, distribütörlük sözleşmeleri ve benzeri sürekli borç ilişkileri çoğunlukla fesih yoluyla sona erdirilmektedir.

Fesih, sözleşmeyi geleceğe etkili (ex nunc) olarak sona erdirir. Başka bir ifadeyle, fesih tarihine kadar doğmuş hak ve borçlar geçerliliğini korurken, sözleşme fesih tarihinden sonraki dönem bakımından hüküm doğurmaz.

4. Olağan ve Olağanüstü Fesih

Sözleşmelerde fesih hakkı olağan fesih ve olağanüstü fesih olmak üzere iki şekilde kullanılabilmektedir.

Olağan fesih, sözleşmede veya kanunda öngörülen bildirim sürelerine uyularak kullanılan fesih hakkıdır. Bu durumda sözleşme, fesih bildiriminin karşı tarafa ulaşmasıyla değil, bildirim süresinin sonunda sona ermektedir.

Olağanüstü fesih ise haklı sebeplerin varlığı halinde herhangi bir ihbar süresi beklenmeden sözleşmenin derhal sona erdirilmesini ifade eder. Özellikle güven ilişkisinin ortadan kalkması, ağır sözleşme ihlalleri veya sözleşmenin devamının dürüstlük kuralı gereğince çekilmez hale gelmesi olağanüstü fesih sebebi oluşturabilir.

5. Tüketici Sözleşmelerinde Cayma Hakkı

Bazı sözleşmeler bakımından kanun, tüketicilere özel koruma sağlamaktadır.

Özellikle mesafeli sözleşmeler, kapıdan satışlar ve kanunda belirtilen diğer tüketici işlemlerinde tüketicilere belirli süre içerisinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin sözleşmeden cayma hakkı tanınmıştır. Cayma hakkı, genel sözleşme hukukundaki dönme hakkından farklı olarak özel kanun hükümleri çerçevesinde düzenlenmiş bir tüketici koruma mekanizmasıdır.

6. Haklı Sebeple Fesih

Bazı durumlarda sözleşmenin devam etmesi taraflardan biri bakımından dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenemeyecek hale gelebilir.

Örneğin;

  • Ağır sözleşme ihlalleri,
  • Güven ilişkisinin tamamen ortadan kalkması,
  • Sürekli temerrüt,
  • Taraflardan birinin ağır kusurlu davranışları,
  • Sözleşmenin amacının ortadan kalkması

gibi durumlarda haklı nedenle fesih gündeme gelebilir.

Haklı nedenle fesih hakkının kullanılabilmesi için hem sözleşme hükümleri hem de ilgili kanun hükümleri birlikte değerlendirilmelidir.

7. Fesih Bildirimi Nasıl Yapılmalıdır?

Fesih hakkı, yenilik doğuran bir hak niteliğindedir. Bu nedenle fesih bildiriminin usulüne uygun şekilde karşı tarafa ulaştırılması büyük önem taşır. Her ne kadar birçok sözleşme bakımından kanun yazılı şekil zorunluluğu öngörmese de, ileride ispat kolaylığı sağlaması amacıyla fesih bildiriminin;

  • Noter aracılığıyla,
  • İadeli taahhütlü mektupla,
  • Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) sistemi üzerinden

yapılması uygulamada tercih edilmektedir.

8. Fesih Sonrası Tarafların Hak ve Yükümlülükleri Nelerdir?

Sözleşmenin sona ermesiyle birlikte taraflar arasındaki tüm hukuki ilişki kendiliğinden ortadan kalkmaz.

Fesih sonrasında;

  • Doğmuş alacakların tahsili,
  • Teslim edilen malların iadesi,
  • Teminatların çözülmesi,
  • Gizlilik yükümlülüklerinin devamı,
  • Rekabet yasağı hükümleri,
  • Cezai şart hükümleri ve
  • Tazminat talepleri

gibi birçok hukuki sonuç sözleşmenin niteliğine göre varlığını sürdürebilir. Bu nedenle sözleşme hazırlanırken yalnızca fesih sebeplerinin değil, fesih sonrasında uygulanacak tasfiye hükümlerinin de ayrıntılı şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.

9. Sözleşme Feshedilirken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Sözleşmenin sona erdirilmesi, en az sözleşmenin hazırlanması kadar dikkat gerektiren bir hukuki süreçtir. Hatalı veya usule aykırı yapılan bir fesih işlemi, sözleşmeyi sona erdirmeyebileceği gibi; tazminat sorumluluğu, cezai şart, haksız fesih veya sözleşmeye aykırılık iddialarına da neden olabilir.

Bu nedenle fesih sürecinde;

  • Sözleşmede öngörülen fesih prosedürlerine uyulmalı,
  • Kanundan doğan bildirim süreleri dikkate alınmalı,
  • Haklı fesih sebeplerinin oluşup oluşmadığı değerlendirilmeli,
  • Fesih bildirimi usulüne uygun şekilde yapılmalı ve
  • Fesih sonrasında tarafların karşılıklı tasfiye yükümlülükleri planlanmalıdır.

Sonuç olarak, sözleşmenin sona erdirilmesi yalnızca tek taraflı bir irade açıklamasından ibaret değildir. Sözleşmenin türü, fesih sebebi, uygulanacak usul, tasfiye süreci ve olası hukuki sonuçlar birlikte değerlendirilmeli; özellikle yüksek ekonomik değere sahip veya karmaşık hukuki ilişkiler içeren sözleşmelerde profesyonel hukuki destek alınması, tarafların hak kaybına uğramasının önlenmesi açısından önem taşımaktadır.

sözleşme hazırlama ücreti

SÖZLEŞMENİN HAZIRLANMASINDA SÖZLEŞME AVUKATININ ÖNEMİ NEDİR?

Sözleşmeler, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin temelini oluşturan ve çoğu zaman yüksek ekonomik değere sahip işlemleri düzenleyen belgelerdir. Bu nedenle sözleşmenin hazırlanması, yalnızca standart maddelerin bir araya getirilmesinden ibaret değildir. Tarafların haklarının korunması, hukuki risklerin önceden öngörülmesi, uyuşmazlıkların önlenmesi ve sözleşmenin uygulanabilirliğinin sağlanması bakımından profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır.

Uygulamada birçok uyuşmazlık, sözleşmenin hiç yapılmamış olmasından değil; eksik düzenlenmesi, belirsiz hükümler içermesi, emredici hukuk kurallarına aykırı maddeler barındırması veya tarafların olası risklerinin yeterince öngörülmemesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle sözleşme hazırlanırken uzman bir sözleşme avukatından hukuki destek alınması, ileride doğabilecek dava ve tazminat süreçlerinin önlenmesine önemli ölçüde katkı sağlamaktadır.

  • Hukuki Risklerin Önceden Tespit Edilmesi

Bir sözleşme avukatı, tarafların karşılaşabileceği hukuki ve ticari riskleri sözleşme imzalanmadan önce analiz ederek gerekli koruyucu hükümleri sözleşmeye dahil eder.

Özellikle;

  1. Sorumluluk sınırlarının belirlenmesi,
  2. Cezai şart hükümlerinin düzenlenmesi,
  3. Teminat mekanizmalarının oluşturulması,
  4. Mücbir sebep hükümlerinin hazırlanması,
  5. Gizlilik ve rekabet yasağı hükümlerinin oluşturulması

gibi konular profesyonel hukuki değerlendirme gerektirir.

  • Sözleşmenin Tarafların İhtiyaçlarına Uygun Hazırlanması

Hazır sözleşme örnekleri çoğu zaman somut olayın özelliklerini karşılamamaktadır. Her ticari ilişkinin, yatırımın veya hukuki işlemin kendine özgü riskleri bulunduğundan sözleşmenin de bu ihtiyaçlara göre hazırlanması gerekir. Sözleşme avukatı, tarafların faaliyet alanını, ticari beklentilerini ve hukuki ihtiyaçlarını analiz ederek standart metinler yerine işleme özel sözleşmeler hazırlar.

  • Mevzuata Uygunluk ve Geçerliliğin Sağlanması

Bir sözleşmenin taraflarca imzalanmış olması tek başına geçerli olduğu anlamına gelmez. Sözleşmenin;

  1. Türk Borçlar Kanunu’na,
  2. Türk Ticaret Kanunu’na,
  3. Tüketici mevzuatına,
  4. İş hukukuna,
  5. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelere ve
  6. Diğer emredici hukuk kurallarına

uygun şekilde hazırlanması gerekir. Sözleşme avukatı, sözleşme hükümlerinin yürürlükteki mevzuata uygunluğunu değerlendirerek geçersizlik riski taşıyan düzenlemelerin önüne geçer.

  • Uyuşmazlıkların Önlenmesi

İyi hazırlanmış bir sözleşmenin en önemli amacı dava açmayı kolaylaştırmak değil, dava açılmasını gerektirecek uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını önlemektir.

Bu nedenle profesyonel şekilde hazırlanan sözleşmelerde;

  1. Belirsiz ifadelerden kaçınılır,
  2. Tarafların hak ve yükümlülükleri açık şekilde düzenlenir,
  3. Uyuşmazlık halinde izlenecek prosedür belirlenir,
  4. Yetkili mahkeme veya tahkim şartı açıkça yazılır.

Böylece taraflar arasında ortaya çıkabilecek yorum farklılıkları önemli ölçüde azaltılmış olur.

  • Müzakere Sürecinde Hukuki Destek Sağlanması

Özellikle ticari sözleşmelerde taraflar arasında uzun süren müzakereler yapılabilmektedir. Sözleşme avukatı yalnızca sözleşmeyi hazırlamakla kalmaz; aynı zamanda müzakere sürecinde tarafın hukuki menfaatlerini koruyarak risk oluşturan maddelerin revize edilmesine de katkı sağlar. Bu sayede sözleşme, yalnızca hukuken geçerli değil; aynı zamanda tarafın ticari çıkarlarını da koruyan bir yapıya kavuşur.

  • Uluslararası Sözleşmelerde Profesyonel Destek

Yabancılık unsuru taşıyan sözleşmelerde hukuki riskler çok daha kapsamlıdır. Uygulanacak hukukun belirlenmesi, yetkili mahkeme veya tahkim şartının hazırlanması, uluslararası ticaret kurallarının uygulanması ve yabancı hukukla bağlantılı düzenlemelerin değerlendirilmesi özel uzmanlık gerektirir.

Bu nedenle uluslararası satış sözleşmeleri, franchise sözleşmeleri, distribütörlük sözleşmeleri, lisans sözleşmeleri, yatırım sözleşmeleri ve diğer uluslararası ticari sözleşmeler hazırlanırken alanında uzman bir sözleşme avukatından hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır.

  • Sözleşmenin Güncellenmesi ve Revize Edilmesi

Sözleşmeler yalnızca imzalandıkları tarihte değil, sözleşme süresi boyunca da güncelliğini korumalıdır. Mevzuat değişiklikleri, ekonomik şartlar veya tarafların ticari faaliyetlerindeki değişiklikler mevcut sözleşmenin revize edilmesini gerekli kılabilir. Sözleşme avukatı, sözleşmenin güncel hukuki düzenlemelere uygunluğunu değerlendirerek gerekli değişikliklerin zamanında yapılmasını sağlar.

  • Sözleşme Avukatı ile Çalışmanın Sağladığı Avantajlar

Uzman bir sözleşme avukatı ile çalışılması;

  1. Hak kayıplarının önlenmesini,
  2. Hukuki ve ticari risklerin azaltılmasını,
  3. Sözleşmenin güncel mevzuata uygun hazırlanmasını,
  4. Tarafların menfaatlerinin dengeli şekilde korunmasını,
  5. Uyuşmazlıkların büyük ölçüde önlenmesini ve
  6. Dava süreçlerine maruz kalma ihtimalinin azaltılmasını

sağlayan önemli bir hukuki güvencedir.

Sonuç olarak, sözleşme hazırlama süreci yalnızca hukuki bilgi değil; aynı zamanda uygulama deneyimi, risk analizi ve stratejik değerlendirme gerektiren teknik bir çalışmadır. Özellikle ticari sözleşmeler, şirket sözleşmeleri, yabancıların edindikleri taşınmazlara ilişkin gayrimenkul sözleşmeleri ve uluslararası ticari sözleşmeler bakımından uzman bir sözleşme avukatından hukuki destek alınması, tarafların haklarının etkin şekilde korunması ve ileride ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi açısından önemli avantajlar sağlamaktadır.

SÖZLEŞME DÜZENLEME ÜCRETİ NE KADARDIR?

Sözleşme hazırlama ücreti, hazırlanacak sözleşmenin türüne, kapsamına, hukuki ve ticari risk düzeyine, yabancılık unsuru taşıyıp taşımadığına ve avukat tarafından sunulacak hukuki hizmetin kapsamına göre değişiklik göstermektedir. Bu nedenle tüm sözleşmeler için geçerli tek bir ücret belirlenmesi mümkün değildir.

Türkiye’de avukatların hukuki danışmanlık ve sözleşme hazırlama hizmetleri karşılığında talep edebilecekleri asgari ücretler, her yıl Türkiye Barolar Birliği tarafından yayımlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) çerçevesinde belirlenmektedir. Ancak bu tarife, avukatların talep edebileceği asgari ücretleri göstermekte olup, sözleşmenin niteliğine göre taraflar daha yüksek bir vekalet ücreti üzerinde de anlaşabilirler.

Sözleşme hazırlama ücretinin belirlenmesinde başlıca şu hususlar dikkate alınmaktadır:

  • Sözleşmenin türü ve hukuki niteliği,
  • Sözleşmenin kapsamı ve sayfa yoğunluğu,
  • İşlemin ekonomik değeri ve hukuki riski,
  • Uluslararası unsur içerip içermediği,
  • Müzakere sürecine hukuki destek verilip verilmeyeceği,
  • Mevcut bir sözleşmenin revize edilmesi veya sıfırdan hazırlanması,
  • İki dilli veya yabancı dilde sözleşme hazırlanması gerekip gerekmediği.

Özellikle ticari sözleşmeler, şirket sözleşmeleri, uluslararası ticari sözleşmeler, yatırım sözleşmeleri, franchise, distribütörlük ve lisans sözleşmeleri gibi kapsamlı hukuki düzenlemeler, standart sözleşmelere kıyasla daha ayrıntılı hukuki inceleme ve müzakere süreci gerektirdiğinden ücretlendirme de buna göre değişebilmektedir.

Ayrıca uygulamada yalnızca yeni bir sözleşme hazırlanması değil; mevcut sözleşmelerin hukuki açıdan incelenmesi, risk analizi yapılması, revize edilmesi, karşı tarafın hazırladığı sözleşmenin değerlendirilmesi ve müzakere sürecinde hukuki danışmanlık verilmesi gibi hizmetler de sözleşme hazırlama hizmeti kapsamında sunulabilmektedir.

Sonuç olarak, sözleşme düzenleme ücretinin belirlenmesinde tek ölçüt fiyat değildir. Tarafların hukuki güvenliğini sağlayacak, olası uyuşmazlıkları önleyecek ve işlemin niteliğine uygun şekilde hazırlanmış profesyonel bir sözleşme, ileride doğabilecek yüksek maliyetli dava ve tazminat risklerinin önlenmesi bakımından önemli bir yatırım niteliği taşımaktadır. Bu nedenle sözleşme hazırlama hizmeti alınmadan önce, işlemin kapsamına uygun bir hukuki değerlendirme yapılarak ücretlendirme konusunda avukat ile görüşülmesi en doğru yaklaşım olacaktır.

YASAL UYARI: Web sitemizde yer alan makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Orbay Çokgör’e aittir ve tüm makaleler elektronik imzalı zaman damgalı olarak hak sahipliğinin tescil edilmesi amacıyla yayınlanmaktadır. Sitemizdeki makalelerin, kaynak link vermeden kopyalanarak veya özetlenerek başka web sitelerinde yayınlanması durumunda, hukuki ve cezai işlem yapılacaktır.