ÇOCUĞUN İADESİ İÇİN ULUSLARARASI ÇOCUK KAÇIRMANIN HUKUKİ YÖNLERİNE DAİR LAHEY SÖZLEŞMESİ

kaçırılan çocuğun iadesi

ÇOCUĞUN İADESİ İÇİN ULUSLARARASI ÇOCUK KAÇIRMANIN HUKUKİ YÖNLERİNE DAİR LAHEY SÖZLEŞMESİ

Uluslararası çocuk kaçırma uzun geçmişe sahip bir problem olmakla beraber, uluslararası seyahatlerde sağlanan rahatlık, çok kültürlü evliliklerdeki artış ve boşanma oranlarındaki yükselişle birlikte, bu tür kaçırma vakalarının oranı hızla artmaya devam etmektedir. Yurtdışında çok sayıda vatandaşı bulunan ülkemiz açısından da belirtilen sorun giderek daha önemli bir boyut kazanmakta ve uluslararası anlamda çocuğun iadesi için ciddi bir işbirliğini gerektirmekte olup, bu işbirliği bakımından en önemli vasıtalardan biri Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair 25 Ekim 1980 tarihli Lahey Sözleşmesidir.

Bu bağlamda 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi, tüm taraf devletlerde yapılandırılması gereken merkezi makamlar arasında bir işbirliği sistemi ve çocuğun mutat ikametgahına dönüşü hususunda hızlı bir prosedür öngörmek suretiyle, ebeveynler tarafından gerçekleştirilen çocuk kaçırma vakalarıyla mücadele etmeyi amaçlamaktadır.

Lahey Sözleşmesi en basit ifadesiyle, yasadışı kaçırılan veya taraf devletlerden birinde alıkonulan çocuğun ivedi şekilde iadesini öngörerek, ebeveynler tarafından gerçekleştirilen uluslararası çocuk kaçırma vakalarının çözümü hususunda oldukça etkili bir yaklaşım sergilemekte olup, Lahey Sözleşmesi’ne taraf bir devlette mutat olarak ikamet eden çocuğun, diğer bir taraf devlete yasadışı kaçırılması veya orada alıkonulması durumunda, Sözleşmede yer verilen sınırlı sayıdaki istisnai haller dışında, çocuğun bulunduğu ülke yetkili makamlarının çocuğu mutat ikametgahı ülkesine ivedi şekilde iade etmesi zorunludur.

TÜRKİYE’DE ÇOCUĞUN İADE SÜRECİ

Lahey Sözleşmesi’nin uluslararası çocuk kaçırma meselesini düzenleyen ilk uluslararası sözleşme olduğu söylenilebilir. Zira 1961 tarihli “Küçüklerin Korunması Konusunda Makamların Yetkisine ve Uygulanacak Kanuna Dair Lahey Sözleşmesi” ve 1980 tarihli “Çocukların Velâyetine İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi ile Çocukların Velâyetinin Yeniden Tesisine İlişkin Avrupa Sözleşmesi” daha önce uluslararası çocuk kaçırma vakalarında uygulama alanı bulmuş ise de, bu Sözleşmelerin daha ziyade, velayet hakkı ve bu kapsamda verilen kararların tanınması ve tenfizi ile ilgili olduğu açıktır. Sözleşme taraf devletlerdeki uygulamanın geneli itibarıyla oldukça başarılı olup, hâlihazırda seksen altı devlet sözleşmeye taraftır.

Bu açıdan Sözleşme, binlerce kaçırma vakasının çözüme ulaştırılmasına katkıda bulunduğu gibi, kaçırma eyleminin her iki ebeveyni ile ilişki kurma hakkı olan çocuk açısından zararlı olduğuna işaret eden açık mesajıyla ve çocuğun acilen iadesi hususundaki tedbirinin etkililiğiyle, diğer birçok vaka açısından da caydırıcı bir görev üstlenmektedir.

Bu kapsamda Türkiye, Sözleşme’nin 6. maddesi ve 5717 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca, Sözleşme’de öngörülen yükümlülükleri yerine getirmek üzere, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünü merkezi makam olarak tayin etmiş olup, merkezi makam bu görevini mahallî Cumhuriyet Başsavcılıkları aracılığıyla yerine getirmektedir.

KAÇIRILAN ÇOCUĞUN İADESİ İÇİN TÜRKİYE’DE BAŞVURU SÜRECİ

Bir çocuğun, korunma hakkı ihlal edilerek yerinin değiştirildiğini veya alıkonulduğunu ileri süren kişi, kurum veya örgütün, çocuğun geri dönmesini sağlamak üzere gerek çocuğun mutat ikametgâhı merkezî makamlarına, gerek herhangi bir başka taraf devlet merkezî makamına başvurma imkânı bulunmaktadır. Bu husus başvurucunun kendi fikrine göre en uygun olduğunu düşündüğü merkezi makama başvurmakta muhayyer olduğunu göstermekle birlikte, başvurucunun kendi seçimi olan merkezi makama başvuruda bulunma hakkının direk sonucu, başvurucunun talebini alan makam tarafından, çocuğun bulunduğuna inanılan ülke merkezi makamına çocuğun iadesi için talebin iletilmesi sorumluluğunun yüklenilmesidir.

Ancak, iade talebinde bulunan kişinin ülkesindeki gönderici konumunda olan merkezi makama başvuruda bulunması ve devamındaki sürecin konunun uzmanı olan bu makam tarafından yürütülmesinin, iade prosedürünün daha hızlı ve verimli şekilde sürdürülmesine hizmet edeceğinde kuşku yoktur. Zira belirtilen merkezi makam başvurana, çocuğun yerinin tespiti ve iade prosedürünün takip edilmesi hususunda organize edilmiş bir mekanizmadan istifade etme olanağı sağlamaktadır.

Sözleşme kapsamında yapılacak iade talebinin; talepte bulunan kişinin, çocuğun ve çocuğu götürdüğü veya alıkoyduğu iddia edilen kişinin kimliğine ilişkin bilgileri, çocuğun doğum tarihini ile temini mümkün ise çocuğun bulunduğu yer ve birlikte olduğu varsayılan kişinin kimliği ile ilgili mevcut tüm bilgileri ihtiva etmesi gerekmektedir. Ayrıca talep, “talep edenin, çocuğun geri dönmesini isteme müracaatını dayandırdığı esasları” da içermek zorundadır. Bu gereklilik, Sözleşme’nin merkezi makamlara açıkça haklı olmadığı görülen taleplerin reddedilmesi yetkisini veren 27. maddesinin uygulanmasına temel olabileceğinden, oldukça önemlidir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için bize ulaşabilirsiniz.

Bir sonraki makaleye buradan; tüm makalelerimize ise buradan ulaşabilirsiniz.