çocuk nafakası

Index

TÜRKİYE’DE ÇOCUK NAFAKASI İÇİN HUKUKİ SÜREÇ

Çocuk nafakası, doktrinde ve uygulamada iştirak nafakası olarak adlandırılan, Türk Medeni Kanunu kapsamında düzenlenmiş bir hukuki müessesedir. Bu nafaka türü; çocuğun bakım, eğitim ve gelişim giderlerinin karşılanması amacıyla, ebeveynlerden birinin diğer ebeveyne ödediği mali katkıyı ifade eder. Evlilik birliğinin sona ermesi ile sonuşlanan boşanma veya ayrılık hallerinde, çocuğun yaşamını sürdürebilmesi ve üstün yararının korunması amacıyla öngörülmüş olup, sosyal devlet anlayışının aile hukukundaki yansımalarından biridir.

İştirak nafakasının temel amacı, çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanması, mevcut yaşam standardının korunması ve boşanma ya da ayrılık sürecinin çocuk üzerindeki olumsuz etkilerinin en aza indirilmesidir. Bu bağlamda çocuk nafakası, yalnızca tarafların bireysel menfaatlerini değil, doğrudan çocuğun üstün yararını ilgilendirdiğinden, kamu düzeni ile yakından ilişkili bir hukuki kurumdur.

Türk Medeni Kanunu’nun 182. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları, 327. maddesi ve ilgili diğer hükümler uyarınca; ortak çocukların bakım, eğitim ve korunmasına ilişkin giderler anne ve babanın müşterek sorumluluğundadır. Bu yasal düzenleme gereğince iştirak nafakası, boşanma veya ayrılık davasının sonucunda, çocuğun giderlerine katılmak üzere, velayeti kendisine bırakılmayan ebeveynin, velayet sahibi ebeveyne ödediği nafaka türü olarak tanımlanır.

Bu nafaka sayesinde, velayeti almayan ebeveyn, çocuğun sağlık, eğitim, barınma, giyim ve benzeri zorunlu ihtiyaçlarına, mali gücü oranında katkıda bulunmakla yükümlü kılınmaktadır. Böylece, aile birliği devam ederken çocuğun sahip olduğu ekonomik koşulların, mümkün olduğunca korunması hedeflenmektedir.

Öte yandan, boşanma veya ayrılık davası devam ederken mahkeme tarafından çocuk lehine tedbir nafakasına hükmedilmiş olması halinde, söz konusu nafaka, boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte iştirak nafakasına dönüşebilmektedir. Ancak her ne kadar çocuğun üstün yararı esas alınsa da, iştirak nafakasının miktarının belirlenmesinde hakimin taleple bağlılık ilkesine uygun hareket etmesi gerektiği de göz ardı edilmemelidir.

Türk Medeni Kanunu Madde 329- Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir. Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük için gereken hâllerde nafaka davası, atanacak kayyım veya vasi tarafından da açılabilir. Ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açabilir.

KİMLER İŞTİRAK NAFAKASI TALEBİNDE BULUNABİLİR?

İştirak nafakası, çocuğun bakım, eğitim, sağlık, barınma ve diğer zorunlu giderlerinin karşılanması amacıyla öngörülmüş olup, çocuğun üstün yararını korumaya yönelik bir nafaka türüdür. Bu nafaka, ebeveynler arasındaki kişisel ilişkilere bağlı olmaksızın, çocuğun hak ve menfaatlerini esas alan bir hukuki düzenleme niteliği taşır.

Türk Medeni Kanunu uyarınca, iştirak nafakası talep etme hakkı kural olarak çocuğun velayetini elinde bulunduran ebeveyne aittir. Velayet hakkı kendisine bırakılan ebeveyn, çocuğun giderlerine katılmak üzere, velayeti kendisine verilmeyen ebeveynden, mali gücü oranında iştirak nafakası talep edebilir. Bu talep, çocuğun fiilen bakım ve gözetimini üstlenen kişi sıfatıyla ileri sürülür.

Çocuk, ayırt etme gücüne sahip olsa dahi, kendi adına doğrudan iştirak nafakası talebinde bulunamaz. Zira çocuk nafakası, hukuki niteliği itibarıyla çocuğa değil, çocuğun bakımını sağlayan kişiye ödenen ve velayet ilişkisine sıkı sıkıya bağlı olan bir nafaka türüdür. Bu nedenle, çocuğun şahsi talep hakkından söz edilmesi mümkün değildir.

Velayetin anne veya babaya verilmediği hallerde ya da velayet hakkının kaldırılmış olması durumunda, küçük adına iştirak nafakası talebi, kayyım veya vasi tarafından, kanuni temsilci sıfatıyla ileri sürülebilir. Bu durumda açılan dava, yine çocuğun menfaatine yönelik olmakla birlikte, usulen çocuğun değil temsilcisinin talebi olarak değerlendirilir.

Evlilik dışı doğan çocuklar bakımından da çocuk nafakası yükümlülüğü geçerlidir. Soybağının kurulmuş olması koşuluyla, çocuğun velayeti kendisinde olmayan ebeveyn; çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu giderlerine, mali gücü oranında katılmakla yükümlüdür. Bu halde, velayet hakkına sahip olan kişi, çocuk nafakası talebinde bulunabilir. Böylece, çocuğun evlilik içinde ya da dışında doğmuş olması ya da evlatlık olması nafaka hakkı bakımından herhangi bir farklılığa yol açmamaktadır.

Öte yandan, boşanma sürecinin sona ermesi ve kararın kesinleşmesinden sonra doğan çocuklar açısından da iştirak nafakası talep edilmesi mümkündür. Bu durumda, boşanma davası sırasında nafakaya hükmedilmemiş olacağından, ayrı bir dava açılarak çocuk nafakası talep edilmesi gerekmektedir. Mahkeme, nafakanın miktarını belirlerken çocuğun ihtiyaçlarını, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını ve çocuğun üstün yararını birlikte değerlendirecektir.

Sonuç olarak, çocuk nafakası talep etme hakkı; velayet sahibi ebeveyn ile, gerekli hallerde kayyım veya vasi tarafından kullanılabilir. Bu hak, doğrudan çocuğa tanınmış bir dava hakkı olmayıp, çocuğun bakım ve korunmasına ilişkin kamusal nitelikli bir yükümlülüğün yargısal yolla yerine getirilmesini amaçlamaktadır.

ÇOCUK NAFAKASININ ŞARTLARI NELERDİR?

Çocuk nafakası talep edilebilmesi için Türk Medeni Kanunu ve yerleşik yargı içtihatları çerçevesinde bazı temel hukuki şartların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu şartlar, yalnızca tarafların taleplerine değil, esas itibarıyla çocuğun üstün yararına dayanmaktadır.

1. Boşanma veya Ayrılık Halinin Bulunması

İştirak nafakası, boşanma veya ayrılık durumlarında gündeme gelen bir nafaka türüdür. Boşanma davası sırasında ya da ayrılığın gerçekleşmesi halinde, çocuğun velayetinin hangi ebeveyne bırakılacağı ve velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin nafaka ödeme yükümlülüğü mahkeme tarafından belirlenir. Boşanma davası devam ederken hükmedilen tedbir nafakası, kararın kesinleşmesiyle birlikte iştirak nafakasına dönüşür.

2. Çocuğun Bakıma ve Desteklenmeye Muhtaç Olması

Çocuk nafakasına hükmedilebilmesi için, çocuğun bakım, eğitim, sağlık, barınma ve gelişim giderlerinin karşılanmasına ihtiyaç duyduğu kabul edilir. Çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık koşulları ve sosyal çevresi dikkate alınarak, bakıma muhtaç olup olmadığı somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Reşit olmayan çocuklar bakımından bu koşul, kural olarak var kabul edilmektedir.

3. Tarafların Mali ve Sosyal Durumlarının Değerlendirilmesi

Çocuk nafakasının belirlenmesinde, nafaka talep eden ebeveynin ve nafaka yükümlüsü ebeveynin mali durumları birlikte değerlendirilir. Bu kapsamda; tarafların gelir düzeyi, çalışma durumu, mesleği, malvarlığı, yaşam standardı ve ekonomik imkanları dikkate alınır. Nafaka yükümlüsü ebeveynin, çocuğun giderlerine mali gücü oranında katılması esastır. Nafaka, taraflardan birini aşırı şekilde zor durumda bırakacak veya çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyecek şekilde belirlenemez.

4. Çocuğun Üstün Yararı İlkesinin Gözetilmesi

Çocuğun üstün yararı, çocuk nafakasına ilişkin tüm değerlendirmelerde temel ve belirleyici ilke olarak kabul edilmektedir. Bu ilke, yalnızca Türk Medeni Kanunu hükümleriyle değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi ile de güvence altına alınmıştır. Anılan maddeye göre; çocukları ilgilendiren tüm yargısal, idari ve yasama işlemlerinde çocuğun yararı öncelikli olarak gözetilmelidir. Bu nedenle iştirak nafakası, niteliği gereği kamu düzenine ilişkin bir hukuki müessese olarak değerlendirilir.

Sonuç olarak, yukarıda belirtilen şartların varlığı halinde mahkeme; tarafların talepleriyle bağlı kalmakla birlikte, çocuğun menfaatlerini ve üstün yararını esas alarak çocuk nafakasına hükmeder. Nafaka miktarı belirlenirken, somut olayın özellikleri çerçevesinde hakkaniyet ilkesi de gözetilir.

iştirak nafakası

İŞTİRAK NAFAKASI NASIL TALEP EDİLİR?

İştirak nafakası, çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu giderlerinin karşılanması amacıyla öngörülmüş olup, farklı hukuki süreçler kapsamında talep edilebilen bir nafaka türüdür. Bu nafaka, boşanma davası, ayrılık davası veya babalık davası sırasında talep edilebileceği gibi, bu davalardan bağımsız olarak, çocuk ergin oluncaya kadar ayrıca açılacak müstakil bir nafaka davası yoluyla da istenebilir.

İştirak nafakası, kamu yararı gereğince düzenlenen bir nafaka türüdür. Bu nedenle, evlilik öncesinde yapılan anlaşmalar veya evlilik sözleşmeleri ile çocuk nafakasına ilişkin düzenleme yapılması hukuken geçerli değildir. Çocuğun üstün yararı gereği, iştirak nafakasının miktarı ve koşulları mahkeme tarafından denetlenmeli ve karara bağlanmalıdır.

İştirak nafakasının hukuki niteliği gereği, çocuğun üstün yararını ve kamu düzenini doğrudan ilgilendirdiği kabul edilmektedir. Bu nedenle, iştirak nafakası talebi bakımından herhangi bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Nafaka, çocuğun korunmasına yönelik bir yükümlülük olduğundan, koşulların varlığı halinde her zaman ileri sürülebilir.

Bu durum, diğer nafaka türleriyle karşılaştırıldığında daha belirgin hale gelmektedir. Nitekim yoksulluk nafakası, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde talep edilmesi gereken, süreye bağlı bir nafaka türüdür. Buna karşılık iştirak nafakası, çocuğun ergin olmasına kadar, herhangi bir süre sınırlamasına tabi olmaksızın talep edilebilir. Bu ayrım, iştirak nafakasının kamu düzenine ilişkin niteliğinin doğal bir sonucudur.

Uygulamada, çocuk nafakası çoğunlukla boşanma davası ile birlikte talep edilmekte ve yargılama süresince çocuğun mağdur olmaması amacıyla mahkemeden tedbir nafakasına hükmedilmesi istenmektedir. Mahkeme tarafından hükmedilen tedbir nafakası, dava devam ederken çocuğun günlük bakım ve yaşam giderlerinin karşılanmasını sağlamakta; boşanma kararının kesinleşmesiyle birlikte ise bu nafaka, kural olarak iştirak nafakasına dönüşmektedir.

  • İştirak Nafakasının Boşanma Davasında Talep Edilmesi

İştirak nafakası, hem çekişmeli boşanma hem de anlaşmalı boşanma davalarında talep edilebilen, çocuğun bakım ve giderlerine ilişkin boşanmanın fer’î sonuçlarından biri niteliğindedir. Ancak nafakanın talep edilme biçimi ve hükme bağlanma süreci, boşanma davasının türüne göre usul ve içerik bakımından farklılıklar göstermektedir.

1) Çekişmeli Boşanma Davasında Çocuk Nafakası

Çekişmeli boşanma davalarında çocuk nafakası, kural olarak müşterek çocuğun velayetinin kendisine bırakıldığı ebeveyn lehine hükme bağlanır. Bu nedenle, iştirak nafakası talebinde bulunan tarafın, aynı zamanda çocuğun velayetinin kendisine verilmesini talep etmiş olması ve yargılama sonucunda velayete hak kazanması gerekmektedir. Zira iştirak nafakasının amacı, velayet hakkı kendisine verilmeyen ebeveynin, çocuğun bakım, eğitim ve diğer giderlerine mali gücü oranında katılımını sağlamaktır.

Bu tür davalarda nafaka miktarı, hakimin takdir yetkisi kapsamında belirlenir. Hakim; tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık ihtiyaçları ve somut olayın özelliklerini birlikte değerlendirerek, hakkaniyete uygun bir nafaka miktarına hükmeder. Bu nedenle, iştirak nafakası bakımından her olay kendi özel koşulları çerçevesinde değerlendirilir.

Çekişmeli boşanma davasında taraflar, dava dilekçelerinde; yargılama süresince müşterek çocuğun geçici velayetinin kendilerine verilmesini ve Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca tedbir nafakasına hükmedilmesini talep edebilirler. Boşanma kararının verilmesi ve velayetin talep eden tarafa bırakılması halinde ise, tedbir nafakasının iştirak nafakasına dönüştürülmesi talep edilebilir. Bu uygulama ile hem dava süresince hem de boşanmanın kesinleşmesinden sonra çocuğun mali ihtiyaçları güvence altına alınmış olur.

Ancak uygulamada önemle vurgulanmalıdır ki, çekişmeli boşanma davalarının uzun sürebileceği ve ekonomik koşulların zaman içinde değişebileceği göz önünde bulundurularak, talep edilen çocuk nafakası miktarı enflasyon ve yaşam maliyetleri dikkate alınarak belirlenmelidir. Aksi halde, hükmedilen nafaka kısa sürede yetersiz hale gelebilecektir.

2) Anlaşmalı Boşanmada Çocuk Nafakası

Anlaşmalı boşanma davalarında, taraflar; velayet, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın fer’î sonuçları üzerinde serbestçe anlaşma hakkına sahiptir. Taraflar bu konulardaki mutabakatlarını anlaşmalı boşanma protokolü ile düzenleyerek mahkemeye sunarlar.

Anlaşmalı boşanma davalarında çocuk nafakası, kural olarak tarafların iradeleri doğrultusunda belirlenir. Ancak iştirak nafakasının çocuğun üstün yararını ve kamu düzenini ilgilendiren bir hukuki müessese olması nedeniyle, hakim protokolde yer alan düzenlemeleri re’sen inceleme yetkisine sahiptir. Hakim, gerekli gördüğü takdirde, nafaka miktarında veya nafakaya ilişkin düzenlemede değişiklik yapılmasını önerebilir.

Örneğin, tarafların protokolde iştirak nafakasına hiç yer vermemesi ya da belirlenen nafaka miktarının çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaktan açıkça uzak olması halinde, hakim bu durumu tarafların onayına sunarak protokolde değişiklik yapılmasını isteyebilir. Tarafların hakimin önerdiği değişiklikleri kabul etmemesi durumunda, anlaşmalı boşanma koşulları oluşmayacağından, dava reddedilebilir.

Bu yaklaşım, iştirak nafakasının kamu düzenine ilişkin niteliğini ve çocuğun haklarının taraf iradesinin üzerinde korunması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

  • İştirak Nafakasının Boşanmadan Sonra Talep Edilmesi

İştirak nafakası, boşanma davası sırasında talep edilmemiş veya mahkemece bu konuda hüküm kurulmamış olsa dahi, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra da talep edilebilmektedir. Bu yönüyle iştirak nafakası, yoksulluk nafakasından açıkça ayrılmaktadır. Zira yoksulluk nafakası bakımından kanunda hak düşürücü süre öngörülmüşken, iştirak nafakasında herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre söz konusu değildir.

Çocuk nafakasının bu özelliği, çocuğun üstün yararını ve kamu düzenini doğrudan ilgilendiren bir hukuki müessese olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, çocuk ergin oluncaya kadar (18 yaşını doldurana dek), şartların varlığı hâlinde her zaman iştirak nafakası talebinde bulunulması mümkündür.

Bununla birlikte, çocuğun ergin olmasından sonra, erginlikten önce talep edilmemiş olan iştirak nafakasının geçmişe dönük olarak istenmesi mümkün değildir. Zira çocuk nafakası, talep tarihinden itibaren hüküm doğuran bir nitelik taşımakta olup, re’sen geriye yürütülmesi söz konusu değildir. Bu sebeple, boşanma davası sırasında iştirak nafakası talep edilmemiş olması halinde, boşanma kararının kesinleşmesini müteakip gecikmeksizin nafaka talebinde bulunulması önem arz etmektedir.

Öte yandan, çekişmeli boşanma davalarında, taraflarca açıkça talep edilmemiş olsa bile, hakimin kamu düzeni ve çocuğun üstün yararını gözeterek re’sen çocuk nafakasına hükmetmesi mümkündür. Bu durum, iştirak nafakasının klasik taleple bağlılık ilkesine istisna teşkil eden, çocuğun korunmasına yönelik kamusal niteliğinin doğal bir sonucudur.

  • Çocuk Nafakasının Babalık Davası ile Birlikte Talep Edilmesi

Çocuk nafakası, çocuk ile biyolojik baba arasında soybağı ilişkisinin henüz kurulmamış olması halinde de, babalık davası ile birlikte talep edilebilmektedir. Bu durumda, öncelikle babalık davası açılarak soybağının kurulması gerekmekte olup, nafaka talebi bu dava ile birlikte veya dava sürecinde ileri sürülebilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 333. maddesi uyarınca, babalık davası ile birlikte çocuk lehine nafaka talep edilmesi mümkündür. Mahkeme, yapılan yargılama sonucunda soybağının kurulduğuna kanaat getirirse, iştirak nafakasına hükmeder. Bu nafaka, çocuğun bakım, eğitim ve diğer zorunlu giderlerine babanın mali gücü oranında katılımını sağlamayı amaçlamaktadır.

Öte yandan, hakim, babalık ihtimalini güçlü bulduğu takdirde, davanın henüz sonuçlanmasını beklemeksizin, yargılama süresince çocuğun korunması amacıyla tedbir nafakasına hükmedebilir. Bu uygulama ile çocuğun dava süresince maddi açıdan korunması ve mağduriyet yaşamasının önlenmesi hedeflenmektedir. Böylece, babalık davasının uzun sürmesi halinde dahi çocuğun temel ihtiyaçları güvence altına alınmış olur.

  • Çocuk Nafakasının Arabuluculuk Yolu ile Belirlenmesi

Çocuk nafakasının belirlenmesi sürecinde, taraflar arasında uzlaşma sağlanması amacıyla arabuluculuk yöntemine başvurulması da mümkündür. Arabuluculuk, tarafsız bir üçüncü kişi olan arabulucunun, taraflar arasındaki iletişimi ve müzakereleri yönlendirerek anlaşmaya varılmasına yardımcı olduğu bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir.

Çocuk nafakası bakımından arabuluculuk, tarafların; çocuğun ihtiyaçları, tarafların ekonomik durumları ve yaşam standartları çerçevesinde bir araya gelerek, iştirak nafakasının miktarı ve ödeme koşulları üzerinde uzlaşmalarını amaçlar. Arabulucu, tarafların taleplerini ve endişelerini anlamaya yönelik görüşmeler yaparak, müzakerelerin yapıcı ve dengeli bir biçimde yürütülmesini sağlar.

Bu süreçte arabulucu, tarafları çocuğun üstün yararını esas alan adil bir nafaka düzenlemesi yapmaya teşvik eder. Taraflar; gelir durumlarını, çocuğun eğitim ve sağlık giderlerini, sosyal ihtiyaçlarını ve mevcut yaşam standardını birlikte değerlendirerek, her iki tarafın da kabul edebileceği bir iştirak nafakası anlaşmasına ulaşabilirler.

Ancak arabuluculuk sonucunda varılan anlaşmanın hukuki sonuç doğurabilmesi için mahkeme tarafından onaylanması zorunludur. Mahkeme, yapılan anlaşmayı; tarafların serbest iradelerine dayanıp dayanmadığı, çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığı ve kamu düzenine aykırılık teşkil edip etmediği yönlerinden inceler. Mahkeme onayının ardından, arabuluculuk yoluyla belirlenen çocuk nafakası anlaşması hüküm ve sonuç doğurur.

Arabuluculuk yöntemi; daha işbirlikçi bir ortam yaratması, zaman ve maliyet açısından etkin olması ve taraflar arasında daha sürdürülebilir çözümler üretilmesine imkan tanıması bakımından önemli avantajlar sunmaktadır.

ÇOCUK NAFAKASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME NERESİDİR?

Çocuk nafakasına ilişkin davalarda görevli ve yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi, davanın usulden reddedilmemesi bakımından önem taşır. Türk hukukunda çocuk nafakasına ilişkin uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise bu sıfatla Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Çocuk nafakası davalarında yetkili mahkeme bakımından ise Türk Medeni Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre;

  • Nafaka alacaklısı çocuğun veya velayet hakkını kullanan ebeveynin yerleşim yeri,
  • Nafaka borçlusunun yerleşim yeri,
  • Nafakanın boşanma davasıyla bağlantılı olarak talep edilmesi halinde boşanma davasına bakan mahkeme

yetkili mahkeme olarak kabul edilmektedir.

Nafaka alacaklısının korunması amacıyla, yetki kuralları geniş yorumlanmakta ve özellikle çocuğun yerleşim yerindeki mahkemede dava açılabilmesine imkan tanınmaktadır. Nafaka talepleri prosedürel ve teknik açıdan karmaşık davalardır, bu nedenle Türkiye’de bir boşanma avukatından destek almak önemlidir.

ÇOCUK NAFAKASI NE KADAR OLUR?

Çocuk nafakasının miktarı, Türk Medeni Kanunu’nun 330. maddesi uyarınca belirlenmekte olup, bu belirleme sabit bir tutara değil, somut olayın özelliklerine dayanmaktadır. Nafaka miktarının tespitinde, çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın ekonomik ve sosyal durumları birlikte değerlendirilir.

Kanun koyucu, iştirak nafakasının belirlenmesinde hakime geniş bir takdir yetkisi tanımış; bu yetkinin kullanılmasında ise hakkaniyet ve çocuğun üstün yararı ilkelerini esas almıştır. Bu nedenle “çocuk nafakası ne kadar olur?” sorusunun her olay bakımından farklı bir cevabı bulunmaktadır.

Yargıtay içtihatları da bu yaklaşımı açıkça desteklemektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1539 E. ve 2015/1007 K. sayılı kararında, iştirak nafakasının;

“Çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın ekonomik ve sosyal koşulları dikkate alınarak, hakkaniyete uygun biçimde belirlenmesi gerektiği”

vurgulanmıştır. Bu karar, nafakanın standart bir miktara bağlanamayacağını, her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, çocuk nafakası bakımından sabit veya asgari bir tutar öngörülmemiştir. Nafaka miktarı; çocuğun ihtiyaçları, ebeveynlerin mali güçleri ve güncel ekonomik koşullar esas alınarak, her dava özelinde belirlenmektedir.

ÇOCUK NAFAKASI NASIL HESAPLANIR?

Çocuk nafakasının hesaplanması, Türk Medeni Kanunu’nun 330. maddesi uyarınca yapılır. Nafaka miktarı belirlenirken hem nafaka yükümlüsünün hem de çocuğun velayetini elinde bulunduran ebeveynin mali gücü, ayrıca çocuğun yaşı, eğitim durumu ve ihtiyaçları birlikte değerlendirilir.

Amaç; çocuğun, anne ve babasının ekonomik gücü oranında, yaşam standardına uygun şekilde korunmasıdır.

  • İştirak Nafakası Hesaplama Kriterleri:

  1. Nafaka Borçlusunun Ekonomik Durumu: Nafaka borçlusunun geliri, mal varlığı ve yaşam standartları dikkate alınır. Mahkeme, tarafların banka hesap hareketlerini, tapu kayıtlarını ve diğer mal varlıklarını inceleyebilir. Bu bilgilerin mahkemece talep edilmesi mümkündür.
  2. Nafaka Alacaklısının Ekonomik Durumu: Çocuğun bakımını fiilen üstlenen ebeveynin maddi durumu da hesaplamada göz önünde bulundurulur. Ancak bu durum, diğer ebeveynin nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; yalnızca katkı payının belirlenmesinde etkili olur.
  3. Çocuğun İhtiyaçları: Çocuğun eğitim, barınma, sağlık ve sosyal giderleri önemli bir belirleyici faktördür. Çocuğun yaşına, sağlık durumuna ve eğitim düzeyine göre bu giderler farklılık gösterebilir.
  4. Çocuğun Geliri: Çocuğun kendisine ait düzenli bir geliri bulunması (örneğin burs, kira geliri, mirastan doğan gelir) halinde, bu durum nafaka miktarının belirlenmesinde yardımcı bir unsur olarak değerlendirilir. Ancak çocuğun gelir elde etmesi, kural olarak ebeveynin nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
  5. Sosyal ve Ekonomik Durum Araştırması (SED Raporu): Mahkeme, SED raporu denilen sosyal ekonomik durum araştırmasını yaparak, tarafların gelir düzeyini ve yaşam standartlarını tespit eder. Yargıtay da SED raporuna büyük önem vermekte ve bu araştırmanın yapılmamasını bir eksiklik olarak görmektedir. Bu araştırma, mahkemenin nafaka miktarını belirlemesinde önemli bir rol oynar.
  6. Hakkaniyet İlkesi: Mahkeme, tüm bu unsurları göz önünde bulundurarak, hakkaniyete uygun bir nafaka miktarı belirler. Bu, nafaka miktarının tarafların durumuna göre adil bir şekilde tayin edilmesini sağlar.
  7. Hakimin Takdir Yetkisi: Nafaka miktarının belirlenmesinde hakim geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Hakim, SED raporu, çocuğun ihtiyaçları ve tarafların mali durumunu göz önüne alarak nafaka miktarını hukuka ve hakkaniyete uygun şekilde belirler.
  • İştirak Nafakası Artış Oranı:

İştirak nafakasının ilerleyen yıllarda enflasyon veya ekonomik koşullar nedeniyle erimemesi için iştirak nafakası artış oranı belirlenebilir. Genellikle mahkeme, yıllık enflasyon oranı doğrultusunda nafakanın artırılmasına hükmeder. Böylece çocuğun ihtiyaçları karşılanmaya devam edilirken, para biriminin değer kaybetmesi dikkate alınır.

Nafaka artış oranı, genellikle Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) veya Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) gibi ekonomik göstergelere bağlı olarak hakim tarafından belirlenir.

  • İştirak Nafakası Maaşın Yüzde Kaçı Olur?

İştirak nafakasının maaşın yüzde kaçı olacağı konusunda net bir oran bulunmamaktadır. Halk arasında iştirak nafakasının maaşın 1/4’ünü geçemeyeceğine dair bir inanış olsa da bu doğru değildir. İştirak nafakası, her olayın kendi şartlarına göre, hakimin takdir yetkisi çerçevesinde belirlenir.Bu nedenle, nafakanın maaşın belirli bir oranı olması gibi bir kural yoktur; her durum özel olarak değerlendirilir.

Sonuç olarak, çocuk nafakası maaşın belirli bir yüzdesiyle sınırlı değildir ve mahkemenin tüm tarafların ekonomik durumunu detaylı şekilde inceleyerek belirlediği bir miktardır.

çocuk nafakası ne kadar

ERGİN OLAN ÇOCUKLARIN NAFAKA TALEBİNDE BULUNMASI MÜMKÜN MÜDÜR?

Ergin olan çocukların nafaka talebinde bulunabilmesi, Türk Medeni Kanunu’nun 328/2. maddesi kapsamında düzenlenmiştir. Buna göre; çocuk 18 yaşını doldurarak ergin olsa dahi, eğitim hayatı devam ettiği sürece anne ve babanın bakım yükümlülüğü belirli şartlarla devam eder.

TMK m. 328/2 hükmü uyarınca:
Ana ve baba, durumları ve koşulları elverdiği ölçüde, ergin olan çocuğun eğitimi sona erinceye kadar bakımına yardımcı olmakla yükümlüdür.

18 yaşını doldurmuş ve ergin olmuş çocuk, eğitimi devam ediyorsa, anne ve babasından yardım nafakası talep edebilir. Bu nafaka; çocuğun eğitim, barınma, beslenme, sağlık ve zorunlu yaşam giderlerinin karşılanmasına yöneliktir. Yardım nafakası, doğrudan çocuğun kendisi tarafından açılacak dava ile talep edilir. Bu nafaka, velayete bağlı değildir ve doğrudan çocuk tarafından talep edilir. Yardım nafakası, eğitimin sona ermesiyle birlikte kendiliğinden sona erer.

İştirak nafakası, velayet altında bulunan reşit olmayan çocuklar için söz konusu olan bir nafaka türüdür ve velayet hakkına sahip ebeveyn tarafından talep edilir. Çocuk ergin olduktan sonra iştirak nafakası sona erer ancak şartları varsa, çocuk yardım nafakası talep edebilir. Bu nedenle ergin çocuklar açısından artık iştirak nafakası değil, yardım nafakası gündeme gelir.

Anne ve baba, çocuklarının eğitim hayatı sona erene kadar, koşullar elverdiği ölçüde çocuklarına maddi destek sağlamaya devam etmek zorundadır. Bu yükümlülük, eğitim hayatının devam ettiği süre boyunca geçerlidir ve çocuğun eğitim durumu sona erdiğinde yardım nafakası da son bulur.

İŞTİRAK NAFAKASI VE TEDBİR NAFAKASININ FARKLARI NELERDİR?

İştirak nafakası ve tedbir nafakası, her ikisi de çocuğun korunmasına yönelik olmakla birlikte, uygulandıkları aşama, hukuki niteliği ve süreleri bakımından birbirinden ayrılır.

1. Tedbir Nafakası

Tedbir nafakası, boşanma davası devam ederken, müşterek çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu giderlerinin karşılanması amacıyla hükmedilen geçici nitelikte bir nafakadır.

  • Boşanma davası süresince uygulanır.
  • Amaç, yargılama devam ederken çocuğun mağdur olmasını önlemektir.
  • Mahkeme, talep üzerine veya gerekli görürse re’sen tedbir nafakasına hükmedebilir.
  • Nafaka miktarı belirlenirken tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile çocuğun ihtiyaçları dikkate alınır.
  • Boşanma davasının kesinleşmesiyle birlikte kendiliğinden sona erer.

2. İştirak Nafakası

İştirak nafakası, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra, velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin, müşterek çocuğun bakım ve giderlerine katılmasını sağlamak amacıyla hükmedilen sürekli nitelikte bir nafakadır.

  • Boşanma kararının kesinleşmesinden sonra başlar.
  • Çocuğun 18 yaşını doldurmasına kadar devam eder.
  • Çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve yaşam giderlerini kapsar.
  • Nafaka miktarı; çocuğun ihtiyaçları ve ebeveynlerin mali gücü dikkate alınarak belirlenir.
  • Şartların değişmesi halinde artırılması, azaltılması veya kaldırılması talep edilebilir.

3. Tedbir Nafakası ile İştirak Nafakası Arasındaki Temel Farklar Nelerdir?

Her iki nafaka türünün ortak amacı, çocuğun üstün yararının korunmasıdır; ancak uygulama zamanı ve hukuki sonuçları bakımından birbirinden açık şekilde ayrılır.

KriterTedbir Nafakasıİştirak Nafakası
Uygulandığı DönemBoşanma davası süresinceBoşanma kesinleştikten sonra
Hukuki NiteliğiGeçiciSürekli
Sona ErmeBoşanma kararının kesinleşmesiyleÇocuğun ergin olmasıyla
AmaçYargılama süresinde çocuğun korunmasıÇocuğun sürekli giderlerine katılım

İŞTİRAK NAFAKASININ ARTIRILMASI VEYA AZALTILMASI MÜMKÜN MÜ?

İştirak nafakası, çocuğun ve tarafların değişen yaşam koşullarına göre artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir. Türk Medeni Kanunu, nafakanın sabit ve değişmez olmadığını kabul etmiş; şartların değişmesi halinde hakime nafakayı yeniden düzenleme yetkisi tanımıştır.

1. İştirak Nafakasının Artırılması

İştirak nafakasının artırılması, özellikle çocuğun ihtiyaçlarının artması veya mevcut nafakanın ekonomik koşullar karşısında yetersiz kalması halinde gündeme gelir.

Türk Medeni Kanunu’nun 330/3. maddesi uyarınca:

Hakim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

Çocuk Nafakası Artırma Sebepleri:

  • Enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle nafakanın reel değerini kaybetmesi,
  • Çocuğun yaşının ilerlemesiyle eğitim, sağlık ve sosyal giderlerinin artması,
  • Nafaka yükümlüsünün gelirinde artış meydana gelmesi.

Mahkeme, nafakanın her yıl TÜFE veya ÜFE oranında artırılmasına karar verebileceği gibi, somut olayın özelliklerine göre farklı bir artış oranı da belirleyebilir. Ancak bunun için talepte bulunulması gerekir; hakim kendiliğinden artırma kararı vermez.

2. İştirak Nafakasının Azaltılması

İştirak nafakası, koşulların esaslı şekilde değişmesi halinde azaltılabilir veya tamamen kaldırılabilir.

Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi şöyledir:

Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.

Çocuk Nafakası Azaltım Sebepleri:

  • Nafaka yükümlüsünün gelirinin ciddi şekilde azalması,
  • İşsizlik, sürekli iş göremezlik veya ağır sağlık sorunları,
  • Çocuğun ihtiyaçlarının azalması veya çocuğun kendi gelir elde etmeye başlaması,
  • Velayet durumunun değişmesi.

Mahkeme, bu tür durumların kalıcı ve ispatlanabilir olmasını arar. Geçici ekonomik sıkıntılar, kural olarak nafakanın azaltılması için yeterli görülmez.

Sonuç olarak, çocuk nafakası ne sabit ne de değiştirilemez bir yükümlülüktür. Şartların değişmesi halinde, taraflar her zaman nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması için mahkemeye başvurabilirler.

İŞTİRAK NAFAKASI ARTIRIM DAVASI VE İŞTİRAK NAFAKASI AZALTIM DAVASI

İştirak nafakası, çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer zorunlu giderlerinin karşılanmasına yönelik olup, dinamik nitelikte bir hukuki kurumdur. Zira zaman içerisinde çocuğun ihtiyaçlarında veya nafaka yükümlüsünün ya da nafaka alacaklısının ekonomik ve sosyal durumunda meydana gelen değişiklikler, mevcut nafaka miktarının hakkaniyete uygunluğunu ortadan kaldırabilir. Bu tür durumlarda, iştirak nafakasının artırılması veya azaltılması mahkemeden talep edilebilir.

1. İştirak Nafakası Artırım Davası

İştirak nafakasının artırılması, mevcut nafaka miktarının çocuğun güncel ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığı hallerde gündeme gelir

Türk Medeni Kanunu’nun 331. maddesi uyarınca, iştirak nafakasının artırılabilmesi için tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında veya çocuğun ihtiyaçlarında esaslı bir değişiklik meydana gelmiş olması gerekir. Örneğin;

  • Çocuğun eğitim seviyesinin yükselmesi ve buna bağlı olarak eğitim giderlerinin artması,
  • Sağlık harcamalarının ortaya çıkması veya artması,
  • Enflasyon ve ekonomik koşullar nedeniyle nafakanın reel değerini kaybetmesi,
  • Nafaka yükümlüsünün gelirinde artış meydana gelmesi

gibi haller, nafakanın artırılmasını haklı kılabilecek nedenler arasında yer alır.

İştirak nafakası artırım davası, taraflardan birinin talebi üzerine dava yolu ile açılabilir. Hakim, talep olmaksızın kendiliğinden nafaka miktarını değiştiremez. Bununla birlikte, hakim talep üzerine yaptığı değerlendirmede hakkaniyet ilkesini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını ve özellikle çocuğun üstün yararını esas alır.

Çocuk nafakasının artırılmasına ilişkin dava, çocuk reşit oluncaya kadar her zaman açılabilir ve bu dava bakımından zamanaşımı veya hak düşürücü süre söz konusu değildir.

2. İştirak Nafakası Azaltım Davası

İştirak nafakasının azaltılması, nafaka yükümlüsünün mali gücünde azalma meydana gelmesi veya nafaka alan tarafın ekonomik durumunun iyileşmesi halinde gündeme gelir.

Nafaka borçlusunun;

  • Gelirinin önemli ölçüde azalması,
  • İşsiz kalması,
  • Sürekli bir hastalık veya çalışma gücünü etkileyen sağlık sorunları yaşaması

gibi durumlar, nafaka miktarının yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Bu hâllerde ispat yükü nafaka borçlusuna aittir. Nafaka borçlusu, mali gücündeki değişikliği somut delillerle ortaya koymak zorundadır.

Öte yandan, nafaka alacaklısının mali durumunun iyileşmesi, çocuğun giderlerinin azalması veya çocuğun ek gelir elde etmeye başlaması da iştirak nafakasının azaltılmasını gerektirebilir.

Anlaşmalı boşanma sırasında tarafların serbest iradeleriyle belirlenen çocuk nafakası miktarı da, sonradan değişen koşullar nedeniyle azaltım davasına konu edilebilir. Anlaşmalı boşanma protokolü, nafakanın değişmez olduğu anlamına gelmez. İştirak nafakası azaltım davası bakımından da herhangi bir zamanaşımı süresi bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, iştirak nafakası sabit ve değişmez bir yükümlülük olmayıp, değişen koşullara göre yeniden belirlenebilen bir nafaka türüdür.

  • İştirak nafakası artırım davası, çocuğun ihtiyaçlarının artması veya nafaka yükümlüsünün mali gücünün yükselmesi halinde;
  • İştirak nafakası azaltım davası ise nafaka borçlusunun mali gücünün azalması veya nafaka alan tarafın ekonomik durumunun iyileşmesi halinde açılır.

Her iki dava türünde de, ileri sürülen değişikliklerin somut, objektif ve hukuken geçerli delillerle ispat edilmesi ve mahkeme tarafından kapsamlı şekilde değerlendirilmesi zorunludur.

iştirak nafakası artış oranı

ÇOCUK NAFAKASI ARTIŞ ORANI NASIL HESAPLANIR?

İştirak nafakası artış oranı, çocuğun değişen ekonomik ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ve nafakanın zaman içinde reel değerini kaybetmemesi açısından büyük önem taşır. Nafakanın artış oranı, kural olarak nafakaya hükmeden mahkemenin kararına bağlıdır ve Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde belirlenir.

1. Mahkeme Kararında Çocuk Nafakası Artış Oranı Belirliyse Ne Olur?

Mahkeme, çocuk nafakasına hükmederken yalnızca başlangıç nafaka miktarını değil, aynı zamanda nafakanın ilerleyen yıllarda hangi oranda artırılacağını da karara bağlayabilir. Bu durum, Türk Medeni Kanunu’nun 330/3. maddesi kapsamında hakime tanınan takdir yetkisinin bir sonucudur.

Mahkeme, iştirak nafakasının;

  • Her yıl TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) oranında,
  • ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) oranında,
  • veya on iki aylık TÜFE–ÜFE ortalaması esas alınarak artırılmasına

hükmedebilir.

Mahkeme kararında açıkça belirtilmiş bir artış oranı veya endeks bulunuyorsa, nafaka bu orana göre artırılır. Örneğin, karar metninde “iştirak nafakasının her yıl TÜFE oranında artırılmasına” hükmedilmişse, ilgili yılın TÜİK tarafından açıklanan TÜFE oranı esas alınarak nafaka güncellenir. Bu şekilde belirlenen artış oranı, kararın kesinleşmesinden sonra otomatik olarak uygulanır ve her yıl için ayrıca dava açılmasına gerek kalmaz.

2. Mahkeme Kararında Çocuk Nafakası Artış Oranı Belirlenmemişse Ne Olur?

Mahkeme kararında iştirak nafakasının artışına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmaması halinde, nafaka kendiliğinden artmaz. Bu durumda, nafakanın güncellenebilmesi için nafaka alacaklısının iştirak nafakası artırım davası açması gerekir.

Çocuk nafakası artırım davasında, nafaka alacaklısı;

  • Çocuğun artan ihtiyaçlarını,
  • Ekonomik koşullardaki değişiklikleri,
  • Mevcut nafakanın yetersiz kaldığını

somut delillerle ortaya koymalıdır. Mahkeme, bu değişiklikleri değerlendirerek nafaka miktarını yeniden belirler.

Önemle belirtmek gerekir ki, hakim taleple bağlıdır. Dava dilekçesinde nafakanın artırılması veya belirli bir artış oranı talep edilmemişse, hakim kendiliğinden artış kararı veremez.

Sonuç olarak, iştirak nafakası artış oranı sabit bir oran olmayıp, mahkeme kararına ve somut olayın koşullarına göre belirlenen, çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik dinamik bir mekanizmadır. Hakim, yalnızca talep üzerine ve dosya kapsamındaki veriler doğrultusunda artışa karar verebilir; kendiliğinden artış kararı veremez.

İŞTİRAK NAFAKASININ BELİRLENMESİNDE SOSYAL İNCELEME RAPORUNUN ÖNEMİ

İştirak nafakasının belirlenmesinde, mahkemenin sağlıklı ve hakkaniyete uygun bir karar verebilmesi için sosyal inceleme raporu (SİR) büyük önem taşımaktadır. Uygulamada sıklıkla başvurulan bu rapor, çocuğun ihtiyaçlarını ve tarafların sosyal-ekonomik durumlarını objektif ve uzman görüşüne dayalı biçimde ortaya koymayı amaçlar.

Sosyal inceleme raporu; çocuğun üstün yararının korunması ilkesi doğrultusunda, çocuğun yaşam koşullarını, bakım ve eğitim gereksinimlerini, ebeveynlerin maddi ve sosyal durumlarını değerlendiren, alanında uzman kişiler tarafından hazırlanan teknik bir belgedir.

1. Çocuk Nafakasının Belirlenmesinde Sosyal İnceleme Raporunun Hukuki İşlevi

Mahkeme, çocuk nafakasının miktarını belirlerken;

  • çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve sosyal ihtiyaçlarını,
  • ebeveynlerin gelir düzeylerini ve yaşam standartlarını,
  • tarafların fiilî bakım katkılarını

doğrudan tespit etmekte zorlanabileceğinden, sosyal inceleme raporundan yararlanır. Bu rapor, hakimin takdir yetkisini somut verilere dayandırmasına yardımcı olur.

Sosyal inceleme, özellikle nafaka miktarının belirlenmesi veya artırılması/azaltılması davalarında, Yargıtay içtihatlarında da önemle vurgulanan bir delil niteliğindedir.

2. Sosyal İnceleme Raporunun Kapsamı

Sosyal inceleme raporu hazırlanırken aşağıdaki hususlar detaylı şekilde değerlendirilir:

  • Çocuğun yaşam koşulları ve aile ortamı,
  • Ebeveynlerin gelir düzeyi, mesleği ve istihdam durumu,
  • Konut koşulları ve yaşam standartları,
  • Çocuğun eğitim durumu ve eğitim giderleri,
  • Çocuğun sağlık durumu ve özel ihtiyaçları,
  • Tarafların çocukla kurduğu fiilî ilişki ve bakım katkıları.

Bu yönüyle sosyal inceleme raporu, yalnızca ekonomik bir değerlendirme değil; aynı zamanda sosyal ve psikolojik unsurları da içeren bütüncül bir analiz niteliği taşır.

3. Sosyal İnceleme Süreci

Sosyal inceleme raporunun hazırlanması süreci genellikle aşağıdaki aşamalardan oluşur:

a) Rapor Talebi ve İnceleme Planlaması

Mahkeme, re’sen veya taraflardan birinin talebi üzerine sosyal inceleme raporu alınmasına karar verir. İnceleme, genellikle sosyal hizmet uzmanı veya pedagog gibi alan uzmanları tarafından yürütülür.

b) Taraflarla Görüşmeler

Uzman, anne ve baba ile birebir görüşmeler yaparak; gelir durumlarını, yaşam koşullarını, çocuğun günlük bakım düzenini değerlendirir. Gerekli hallerde çocuğun görüşüne de başvurulabilir.

c) Ev Ziyareti ve Gözlemler

Uzman, ebeveynlerin ikametgahlarına ev ziyareti gerçekleştirerek; çocuğun yaşadığı ortamı, barınma koşullarını, güvenlik ve sağlık unsurlarını yerinde gözlemleyebilir.

d) Belgelerin İncelenmesi

Çocuğa ait; sağlık kayıtları, okul belgeleri, psikolojik destek veya rehberlik raporları incelenerek çocuğun ihtiyaçları somutlaştırılır.

e) Raporun Hazırlanması

Toplanan tüm bilgiler ışığında sosyal inceleme raporu hazırlanır. Raporda, çocuğun ihtiyaçları ve tarafların ekonomik durumları değerlendirilerek iştirak nafakası miktarına ilişkin kanaat ve önerilere yer verilebilir. Rapor, mahkemeye sunulur.

4. Mahkemenin Sosyal İnceleme Raporunu Değerlendirmesi

Mahkeme, sosyal inceleme raporunu bağlayıcı bir belge olarak değil; ancak güçlü ve teknik bir delil olarak değerlendirir. Hakim, rapordaki tespitleri dikkate alarak;

  • çocuğun üstün yararına uygun,
  • tarafların mali gücüyle orantılı,
  • hakkaniyete uygun

bir iştirak nafakası miktarına hükmeder.

Sosyal inceleme raporu, iştirak nafakasının tespiti sürecinde; çocuğun gerçek ihtiyaçlarının belirlenmesini, ebeveynlerin ekonomik ve sosyal durumlarının objektif şekilde ortaya konulmasını, mahkeme kararının isabetli ve denetlenebilir olmasını sağlayan kritik bir araçtır.

Bu nedenle, sosyal inceleme raporu, iştirak nafakasının belirlenmesinde mahkemenin karar sürecini destekleyen en önemli delillerden biri olarak kabul edilmekte ve uygulamada büyük önem taşımaktadır.

İŞTİRAK NAFAKASI NE ZAMAN SONA ERER?

İştirak nafakası, Türk Medeni Kanunu uyarınca çocuğun bakım, eğitim ve korunma giderlerine katılma yükümlülüğünün bir sonucu olup, kural olarak geçici değil, çocuğun menfaatine bağlı bir edimdir. Bu nedenle iştirak nafakasının sona ermesi, belirli hukuki şartların gerçekleşmesine bağlıdır.

1. Çocuğun Ergin Olması (TMK m. 328)

Çocuk nafakası, kural olarak çocuğun ergin olmasıyla, yani 18 yaşını doldurmasıyla sona erer. Ancak bu kural mutlak değildir.

Çocuk ergin olmasına rağmen eğitimine devam ediyorsa ve kendi geçimini sağlayabilecek ekonomik güce henüz ulaşmamışsa, mahkeme, iştirak nafakasının yardım nafakası olarak devamına karar verebilir. Bu durumda nafaka, çocuğun talebiyle ve TMK m. 364 kapsamında hükmedilir.

2. Çocuğun Evlenmesi

Çocuğun evlenmesi halinde, ekonomik olarak bağımsız bir aile birliği kurduğu kabul edildiğinden, iştirak nafakası sona erer. Evlenme, nafakanın kendiliğinden sona ermesine yol açan durumlardan biridir.

3. Çocuğun Mahkeme Kararıyla Ergin Kılınması

Çocuk, mahkeme kararıyla ergin kılınmışsa (kazai rüşt), iştirak nafakası sona erer. Kazai rüşt için kural olarak 15 yaşın doldurulmuş olması ve çocuğun menfaatinin bulunması gerekir. Bu durumda çocuk, hukuken ergin kabul edildiğinden iştirak nafakası yükümlülüğü ortadan kalkar.

4. Çocuğun Vefatı

Çocuğun vefatı halinde, iştirak nafakası doğal olarak sona erer. Nafaka alacağı şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan, çocuğun ölümüyle birlikte nafaka borcu da ileriye dönük olarak ortadan kalkar. Nafaka alacağı miras hukuku kapsamında mirasçılara intikal etmez.

5. Nafaka Borçlusunun Vefatı

Nafaka borçlusunun vefatı halinde, iştirak nafakası ileri dönem için sona erer. Ancak vefat tarihine kadar doğmuş ve ödenmemiş nafaka alacakları, reddi mirasta bulunmamış borçlunun mirasçılarından miras hukuku kapsamında talep edilebilir. Dolayısıyla ölüm, yalnızca geleceğe yönelik nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırır.

6. Çocuğun Ekonomik Olarak Kendi Geçimini Sağlayabilecek Duruma Gelmesi

Çocuğun çalışmaya başlaması veya gelir elde etmesi, tek başına nafakanın sona ermesi sonucunu doğurmaz. Ancak çocuk: sürekli ve düzenli bir gelir elde ediyorsa, kendi yaşam giderlerini karşılayabilecek ekonomik güce ulaşmışsa, nafaka borçlusu, nafakanın kaldırılması davası açarak iştirak nafakasının sona erdirilmesini talep edebilir. Bu durumda mahkeme, çocuğun fiili ekonomik durumunu değerlendirir.

7. Çocuğun Velayetinin Değişmesi

Çocuğun velayetinin nafaka borçlusuna verilmesi halinde, iştirak nafakası sona erer. Çünkü bu durumda çocuğun bakım ve giderleri fiilen velayeti alan ebeveyn tarafından karşılanmaktadır.

8. Nafaka Borçlusunun Ekonomik Gücünün Tamamen Ortadan Kalkması

Nafaka borçlusunun mali gücünde meydana gelen azalma, kural olarak nafakanın sona ermesine değil, azaltılmasına yol açar. Ancak istisnai hallerde; nafaka borçlusu sürekli ve ağır bir yoksulluğa düşmüşse veya Nafaka ödemesi kendisini asgari yaşam şartlarının altına itiyorsa, mahkeme çocuk nafakasının kaldırılmasına karar verebilir. Bu durumun ispatı nafaka borçlusuna aittir.

9. Hukuken Sona Erme Sonucu Doğurmayan Haller

Aşağıdaki durumlar iştirak nafakasını kendiliğinden sona erdirmez:

  • Boşanmış ebeveynlerden birinin yeniden evlenmesi
  • Velayeti alan ebeveynin nafaka hakkından tek taraflı olarak feragat etmesi
  • Nafaka borçlusunun geçici gelir kaybı

İştirak nafakası, çocuğa ait bir hak niteliğinde olduğundan, ebeveynlerin iradesiyle ortadan kaldırılamaz.

İştirak nafakası; çocuğun ergin olması, evlenmesi, vefatı, velayetin değişmesi veya çocuğun ekonomik olarak bağımsız hale gelmesi gibi hukuki ve fiili şartların gerçekleşmesiyle sona erebilir. Bunun dışındaki hallerde nafakanın kaldırılması veya sona erdirilmesi ancak mahkeme kararıyla mümkündür. Mahkeme, her durumda çocuğun üstün yararını esas alarak değerlendirme yapar.

ÇOCUK NAFAKASININ ÖDENMEMESİ DURUMUNDA İCRA PROSEDÜRÜ

İştirak nafakası, boşanma veya ayrılık sonrası çocuğun bakım, eğitim ve diğer zorunlu giderlerinin karşılanması amacıyla, mahkeme kararıyla hükmedilen bir nafaka türüdür. Bu nafakanın düzenli ve eksiksiz ödenmesi, çocuğun üstün yararı açısından zorunludur. Nafakanın ödenmemesi halinde ise alacaklı tarafın icra yoluna başvurma hakkı bulunmaktadır.

1. Mahkeme Kararının Varlığı ve Kesinliği

İştirak nafakasının icra edilebilmesi için öncelikle nafakaya ilişkin kesinleşmiş veya icraya konulabilir bir mahkeme kararının bulunması gerekir. Nafaka, mahkeme kararıyla hükmedildiği andan itibaren muaccel hale gelir ve karar, icra takibine dayanak teşkil eder.

2. Nafakanın Ödenmemesi Hali

Mahkeme kararında belirtilen tarihlerde nafakanın hiç ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde, nafaka alacaklısı olan ebeveyn, ödenmeyen nafaka alacakları için doğrudan icra takibi başlatabilir. Bu aşamada borçlunun temerrüde düşmesi için ayrıca ihtar çekilmesi zorunlu değildir.

3. İcra Takibinin Başlatılması

İştirak nafakası alacağı için ilamsız icra değil, ilamlı icra yoluna başvurulur. Nafaka alacaklısı; nafaka kararını ve ödenmeyen aylara ilişkin hesaplamayı icra dosyasına sunarak borçlu aleyhine icra takibi başlatır. İcra müdürlüğü tarafından borçluya icra emri gönderilir.

4. Maaş Haczi ve Diğer Haciz Yolları

Borçlu nafakayı ödemezse; borçlunun yurtiçi veya yurtdışı maaşı ile yurtiçi ve yurtdışı gelirine haciz konulabilir, banka hesapları, taşınır ve taşınmaz malları ve tapu kaydı üzerine haciz uygulanabilir. Ayrıca nafaka borçlusunun fikri mülkiyet hakları, marka tescilleri, iş sözleşmesi kaynaklı işten çıkarılma tazminatları, sporcuların alacakları, gemi adamı alacakları gibi diğer mal varlıklarına da haciz uygulanabilir. Çocuk nafakası alacağı, icra hukuku bakımından imtiyazlı alacak niteliğindedir. Bu durum, nafaka alacağının diğer alacaklara göre öncelikli olarak tahsil edilmesini sağlar.

Önemle belirtmek gerekir ki;

  • Nafaka alacaklarında maaşın 1/4’ü ile sınırlı haciz kuralı uygulanmaz.
  • Nafaka alacağı için maaşın tamamına yakın bir kısmına haciz konulması mümkündür.
  • Nafaka alacakları, diğer adi alacaklardan önce tahsil edilir.

Bu düzenleme, çocuğun üstün yararının korunması ilkesinin icra hukuku alanındaki yansımasıdır.

5. Nafaka Borcu Nedeniyle Tazyik Hapsi

İştirak nafakasının ödenmemesi halinde, nafaka alacaklısı ayrıca icra ceza mahkemesinde tazyik hapsi talebinde bulunabilir. Borçlu, nafaka borcunu ödeyene kadar (ancak en fazla 3 ay olmak üzere) tazyik hapsine tabi tutulabilir. Nafaka borcunun ödenmesi halinde hapis sona erer.

6. Hukuki Destek Alınmasının Önemi

Nafaka icrası, hem icra hukuku hem de aile hukuku bilgisi gerektiren teknik bir süreçtir. Eksik veya hatalı işlemler hak kaybına yol açabileceğinden, sürecin bir avukat danışmanlığında yürütülmesi uygulamada büyük önem taşır.

iştirak nafakası artırım davası

İŞTİRAK NAFAKASINA DAİR YABANCI MAHKEME KARARLARININ TANINMASI VE TENFİZİ

Çocuk nafakasına ilişkin yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurabilmesi için tanıma veya tenfiz yoluna başvurulması gerekir. Bu süreçler, yabancılar hukuku kapsamında yabancı bir mahkeme tarafından verilen nafaka kararının Türk hukuk düzeni içerisinde geçerli hale gelmesini ve gerektiğinde icra edilebilmesini amaçlar.

1. İştirak Nafakasına İlişkin Yabancı Mahkeme Kararları

Yabancı bir ülke mahkemesi tarafından verilen iştirak nafakası kararları, kendiliğinden Türkiye’de geçerli ve icra edilebilir değildir. Bu kararların Türkiye’de hukuki sonuç doğurabilmesi için 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) hükümleri uyarınca tanınması veya tenfiz edilmesi gerekir.

2. Nafaka Kararının Türkiye’de Tenfizi ile İcra Edilebilir Hale Gelmesi

İştirak nafakasına ilişkin yabancı mahkeme kararının Türkiye’de zorla icra edilebilmesi için tenfiz kararı alınması zorunludur. Tenfiz, yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından icra kabiliyeti kazanmasını sağlayan bir dava türüdür.

Bu kapsamda nafaka alacaklısı;

  • Yabancı mahkeme kararının aslını veya onaylı örneğini,
  • Kararın kesinleştiğine dair belgeyi,
  • Usulüne uygun tercümeleri

ile birlikte Aile Mahkemesi’nde tenfiz davası açar.

Mahkeme, yabancı nafaka kararını;

  • Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulmazsa,
  • Kararın verildiği ülkede tarafların savunma haklarına uygun şekilde yargılama yapılmışsa,
  • Karar Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmiyorsa

tenfizine karar verir. Tenfiz kararının kesinleşmesinden sonra, iştirak nafakası Türkiye’de icra takibine konu edilebilir.

3. Tanıma Sonucu Nafaka Kararının Türkiye’de Hukuki Sonuç Doğurması

Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm ve kesin delil etkisi kazanmasını sağlar; ancak icra yetkisi vermez. Bu nedenle, yalnızca nafaka borcunun varlığının tespiti veya hukuki statünün kabulü amaçlanıyorsa tanıma yeterli olabilir.

Ancak iştirak nafakası niteliği gereği ifa gerektiren bir edim olduğundan, uygulamada çoğunlukla tanıma değil, doğrudan tenfiz yoluna başvurulmaktadır.

4. Uluslararası Sözleşmelerin Rolü

Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, uluslararası çocuk kaçırma, velayet ve nafaka kararlarının sınır ötesi uygulanmasında önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Bu kapsamda özellikle; yurtdışına kaçırılan çocuğu iadesine dair 1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırmanın Hukuki Yönlerine Dair Sözleşme ve yabancı mahkeme kararlarının tenfizine dair 19 Ekim 1996 Tarihli Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunmasına Yönelik Tedbirler Yönünden Yetki, Uygulanacak Hukuk, Tanıma ve Tenfiz ve İşbirliği Hakkında Lahey Sözleşmesi uluslararası çocuk hukuku alanında önemli bir çerçeve sunmaktadır.

Bu sözleşme, taraf devletler arasında; yetkili makamların belirlenmesi, çocuğun yüksek yararının korunması, yabancı kararların tanınması ve uygulanması konularında iş birliğini güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

5. Türkiye’de Uygulama

Türkiye’de yabancı mahkemelerce verilen iştirak nafakası kararlarının uygulanması, esas olarak MÖHUK hükümleri çerçevesinde tanıma ve tenfiz yoluyla sağlanmaktadır. Lahey Sözleşmeleri ise, özellikle çocuk koruma ve velayet boyutunda tamamlayıcı bir uluslararası zemin oluşturmaktadır.

İştirak nafakasına ilişkin yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hüküm ve sonuç doğurabilmesi için, kararın niteliğine göre tanıma veya tenfiz yoluna başvurulması zorunludur. Nafakanın fiilen tahsil edilebilmesi için ise tenfiz kararı alınması şarttır. Bu süreçler, çocuğun ekonomik güvenliğinin sağlanması ve uluslararası aile hukuku uyuşmazlıklarında hukuki belirliliğin temin edilmesi açısından hayati öneme sahiptir.

YASAL UYARI: Web sitemizde yer alan makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Orbay Çokgör’e aittir ve tüm makaleler elektronik imzalı zaman damgalı olarak hak sahipliğinin tescil edilmesi amacıyla yayınlanmaktadır. Sitemizdeki makalelerin, kaynak link vermeden kopyalanarak veya özetlenerek başka web sitelerinde yayınlanması durumunda, hukuki ve cezai işlem yapılacaktır.